Dini Hikayeler

Minik Kandilin Emaneti

Güneş, Akasya Mahallesi’nin damlarına altın renkli bir ışık bırakırken Nisa, dedesiyle birlikte küçük mescidin avlusunu süpürüyordu. Mescidin girişinde, yıllardır duvarda asılı duran pirinç bir kandil vardı. Kandil artık eskisi kadar parlak yanmıyordu ama dedesi her akşam onu özenle temizlerdi.

“Bu kandil yalnızca yolu aydınlatmaz,” dedi dedesi. “Bize emanetin değerini de hatırlatır. Bir şey küçük görünse bile ona güvenen birinin kalbi büyük olabilir.”

Nisa, dedesinin sözlerini sevgiyle dinledi. O gün mahallede iyilik şenliği yapılacaktı. Çocuklar ihtiyaç sahipleri için yiyecek toplayacak, büyükler de sıcak yemek hazırlayacaktı. Nisa’nın görevi, bağışlanan ekmekleri sayıp sepetlere yerleştirmekti.

Akşamüstü, mescidin avlusuna herkes elinde bir şeylerle geldi. Kimi bir torba un, kimi bir tabak hurma, kimi de kendi bahçesinden topladığı elmalarla katkıda bulundu. Nisa, gelenleri dikkatle karşılıyor, her emaneti defterine yazıyordu.

Şenlik başlamadan az önce, yaşlı bir kadın avluya sessizce yaklaştı. Elinde mavi kumaşa sarılı küçük bir kese vardı.

“Kızım,” dedi kadın, “Bu kesede oğlumun okul masrafları için biriktirdiğim paralar var. Onu güvenli bir yere bırakabilir misin? Yemek dağıtımından sonra alırım.”

Nisa keseyi iki eliyle aldı ve defterine kaydetti. Tam o sırada uzaktan çocukların neşeli sesleri duyuldu. Herkes avluya çağrılıyordu. Nisa, keseyi nereye koyacağını düşünürken bir an durdu. Mescidin içindeki eski sandık aklına geldi. Sandığın anahtarı dedesindeydi ve orası güvenliydi.

Fakat sandığa gideceği sırada küçük kardeşi Efe koşarak yanına geldi.

“Nisa, benimle gelir misin? Sepetler devrildi!” diye seslendi.

Nisa, bir elinde kese, diğer elinde defterle kalakaldı. Sonra emaneti göğsüne bastırıp dedesini buldu. Dedesi keseyi aldı, mescidin içindeki sandığa yerleştirdi ve anahtarı Nisa’ya verdi.

“Bazen doğru davranmak, acele etmemeyi gerektirir,” dedi. “Emanet sahibine ulaşana kadar onu korumak da bir iyiliktir.”

Nisa, dedesinin sözlerini zihninde taşıyarak şenliğe döndü. Ancak kısa süre sonra beklenmedik bir sorun çıktı. Yemek kazanının altındaki odunlar ıslanmıştı. Akşam serinliği çökerken yemekler henüz hazır değildi. İnsanlar telaşlandı.

Nisa, mescidin arkasındaki eski depoda kuru odunlar bulunduğunu hatırladı. Birkaç çocukla birlikte depoya koştu. Odunları taşırken bazıları yoruldu, bazıları da “Bırakalım, nasıl olsa birileri bulur,” dedi.

Nisa gülümsedi. “İyilik, bir başkasının başlamasını beklemek değildir. Gücümüz yettiğince yardım edelim,” diye karşılık verdi.

Çocuklar yeniden işe koyuldu. Kuru odunlar kısa sürede kazanların yanına taşındı. Yemekler pişti, ekmekler bölüştürüldü, kimse boş çevrilmedi. O sırada gökyüzü karardı. Rüzgâr, mescidin avlusunda asılı renkli süsleri sallamaya başladı. Duvardaki eski kandil de birden sönüverdi.

Herkes şaşırırken Nisa, kandilin yanına gitti. Fitili düzeltip dedesinin öğrettiği gibi yağını kontrol etti. Sonra kibriti dikkatle çaktı. Kandil yeniden yandı. Küçük alev, rüzgâra rağmen sakin ve sıcak bir ışık saçtı.

Yaşlı kadın şenliğin sonunda kesesini almak için geldi. Dedesinden emaneti teslim aldı ve Nisa’ya sarıldı.

“Sen yalnızca keseyi değil, güvenimizi de korudun,” dedi.

Nisa, kandile bakarak başını salladı. O gece anladı ki dini hikayeler bazen büyük olayları değil, insanın kimse görmeden yaptığı doğru davranışları anlatır. Bir emaneti korumak, sabırla yardım etmek, paylaşmak ve iyiliği beklemeden başlatmak; kalpte yanan küçük bir kandil gibiydi.

Ertesi sabah mahallede herkes kandilin daha parlak yandığını konuştu. Dedesi ise bunun sırrını biliyordu: Kandilin yağı kadar, insanların güzel niyetleri de ışığı beslemişti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu