Tombul Bulutun Hapşırık Şampiyonası

Pofuduk Kasabası’nda herkesin kendine özgü bir yeteneği vardı. Fırıncı Löpçük ekmekleri kalp biçiminde pişirir, postacı Cikcik mektupları şarkı söyleyerek dağıtır, belediye başkanı Hoppala ise her toplantıda sandalyesine oturmak yerine yanlışlıkla masaya otururdu. Kasabanın en tuhaf sakiniyse gökyüzünde yaşayan tombul bulut Ponçik’ti.
Ponçik beyaz, yumuşak ve biraz da gıdıklanırdı. Ne zaman biri ona güzel bir söz söylese burnu kaşınır, ardından kocaman bir hapşırık kopardı.
“Hapşuuuu!”
Bu sıradan bir hapşırık değildi. Ponçik hapşırınca aşağıya renkli yağmur damlaları yağardı. Kırmızı damlalar çilek kokar, mavi damlalar sabun köpüğü çıkarır, sarı damlalar ise yere değer değmez komik sesler çıkarırdı. Bir gün sarı damlalardan biri belediye başkanının şapkasına çarptı ve şapka, “Ben aslında bir tencereyim!” diye bağırdı. Başkan Hoppala, şapkasını hemen ters çevirip içine çorba koymak istedi.
Kasabalılar kahkahaya boğuldu. O sırada oyuncakçı Zıpır, aklına parlak bir fikir geldi.
“Ponçik’in hapşırıkları yalnızca komik değil, çok da özel!” dedi. “Bir Hapşırık Şampiyonası düzenleyelim. Kim onu en neşeli biçimde hapşırtırsa birinci olsun!”
Herkes hazırlıklara başladı. Berber Tıkır, Ponçik’in burnunun altına tüylü bir tarak tuttu. Ponçik burnunu buruşturdu ama yalnızca minicik bir “pırt” sesi çıktı. Bu ses o kadar küçüktü ki yakındaki karınca, “Biri fısıldadı galiba,” dedi.
Sonra aşçı Fısfıs, kocaman bir biber değirmeni getirdi. Değirmeni çevirdi, çevirdi, çevirdi. Fakat biber yerine değirmenden üç fasulye ve bir düğme fırladı. Düğme, başkan Hoppala’nın burnuna kondu. Başkan hapşırmak yerine “Toplantı ertelenmiştir!” diye bağırarak çitlerin arkasına saklandı.
Sıra marangoz Uykucu’ya geldi. Uykucu, Ponçik’in görebileceği en komik kuklayı hazırlamıştı. Kukla önce takla attı, sonra kendi ayağına basıp yere oturdu. Herkes güldü ama Ponçik gülmekten gözlerini kıstığı için burnu kaşınmadı. Aksine, bulutun karnı guruldadı ve aşağıya minicik bir patlamış mısır yağmuru yağdı.
Çocuklar mısırları toplarken kasabanın en küçük sakini Bıcır ortaya çıktı. Bıcır’ın elinde eski bir mendil vardı.
“Belki Ponçik’i zorlamamalıyız,” dedi. “Onu gerçekten mutlu edecek bir şey yapalım.”
Herkes sustu. Pofuduk Kasabası’nda ilk kez yarışmadan daha önemli bir düşünce duyulmuştu. Çocuklar birlikte çalışmaya başladılar. Löpçük kalp biçimli çörekler yaptı. Cikcik, Ponçik için neşeli bir şarkı besteledi. Tıkır, bulutları temsil eden komik şapkalar dikti. Hoppala ise bu kez masaya değil, doğru sandalyeye oturmayı başardı. Bu başarı için herkes onu alkışladı.
Kasabalılar meydanda küçük bir kutlama düzenledi. Kimse Ponçik’ten hapşırmasını istemedi. Ona yalnızca teşekkür ettiler.
“Senin renkli yağmurların sayesinde kasabamız daha neşeli,” dediler.
Ponçik’in burnu önce hafifçe titredi. Sonra bir kez daha titredi. Bıcır, “İstersen tutabilirsin,” diye seslendi.
Ama artık çok geçti.
“HAPŞUUUUUUUU!”
Gökyüzü bir anda renklerle doldu. Kırmızı damlalar çilek koktu, mavi damlalar köpürdü, sarı damlalar kahkaha attı. Fakat bu kez damlaların arasından yeşil bir yağmur da yağdı. Yeşil damlalar yere değince herkesin ayakkabılarının altına küçük yaylar takıldı.
Kasabalılar zıplaya zıplaya meydanın çevresinde dolaştı. Belediye başkanı Hoppala bir sıçrayışta fırının çatısına çıktı, oradan da kendi sandalyesine kondu. “Bu yarışmanın kazananı kesinlikle benim!” diye bağırdı. Ancak sandalyesi de yaylı olduğu için yeniden havaya fırladı.
Ponçik gülmekten hafifçe yağmur yağdırdı. O gün Pofuduk Kasabası’nda kimse birinci seçilmedi. Çünkü herkes, en güzel kahkahanın birlikte paylaşıldığında büyüdüğünü anlamıştı. O günden sonra komik masallar anlatmak için her ay meydanda buluştular. Ponçik de ne zaman burnu kaşınsa önce izin ister, sonra gökyüzüne kocaman bir mendil açardı.




