Bulut Fırınındaki Tarçın Kanat

Gökkuşağı Tepesi’nin ardında, sabahları bulutların üzerine kurulan küçük bir kasaba vardı. Bu kasabada ekmekler fırında değil, rüzgârın taşıdığı sıcak taşların üzerinde pişerdi. Her sabah sokaklara yayılan bal, tarçın ve elma kokusu, uykusundan uyanan kuşlara bile neşeli şarkılar söyletirdi.
Kasabanın en meraklı çocuğu Lora, kokuların neden her gün değiştiğini araştırmayı çok severdi. Bir gün elindeki sepeti değirmene götürürken havada tuhaf bir şey fark etti. Sabah kokusu önce hafifledi, sonra büsbütün kayboldu. Fırıncılar taşları ısıttı, değirmenciler unları eledi, bahçıvanlar elmalarını kokladı ama hiçbir yerde o güzel koku bulunamadı.
Lora, tepenin arkasındaki eski gözetleme kulesine çıkıp gökyüzünü inceledi. Bulutların arasında, kanatlarından tarçın rengi ışıklar süzülen genç bir ejderha gördü. Ejderha, bulutların üzerine kurulmuş yuvarlak bir fırının başında üzgün üzgün oturuyordu. Kuyruğunun ucunda minicik bir duman halkası dönüp duruyordu.
“Merhaba,” diye seslendi Lora. “Sabah kokusunu sen mi sakladın?”
Ejderha başını çevirdi. Pulları bakır gibi parlıyor, gözleri de iki parça kehribara benziyordu. “Benim adım Tavin,” dedi. “Kokuyu saklamadım. Onu taşıyan Esinti Çıngırağı sustu. Çıngırak çalmazsa fırınımızdaki güzel kokular dünyaya ulaşamaz.”
Lora, bulut fırınının yanındaki gümüş direğe baktı. Gerçekten de direğin tepesinde asılı duran çıngırak hiç kıpırdamıyordu. Tavin, çıngırağın içindeki küçük yıldız tanesinin kaybolduğunu anlattı. Yıldız tanesi olmadan rüzgâr hangi yöne eseceğini bilemiyor, kokular da bulutların arasında dolaşıp duruyordu.
“Yıldız tanesi nereye gitmiş olabilir?” diye sordu Lora.
Tavin, “Gece boyunca fırının çevresinde üç misafir vardı,” dedi. “Ayçiçeği kuşu, gümüş kanatlı kelebek ve uykucu bulut faresi. Belki biri onu yanlışlıkla almıştır.”
İkili önce ayçiçeği kuşunu buldu. Kuş, sarı tüylerinin arasından bir tohum çıkardı ama bunun yıldız tanesi olmadığını hemen gösterdi. Sonra gümüş kanatlı kelebeğin yuvasına gittiler. Kelebek, parlayan bir damla taşıyordu; fakat damla ayağın üstünde durunca eriyip yağmur oldu. En sonunda bulut faresine ulaştılar. Fare, yuvarlak bir yastığın üzerinde uyuyor, burnundan pamuk gibi baloncuklar çıkarıyordu.
Lora, onu uyandırmak için yüksek sesle bağırmadı. Küçük bir tarçınlı çörek koparıp yastığın yanına bıraktı. Bulut faresi kokuyu alınca gözlerini araladı. “Bu parıltılı şeyi ben buldum,” diye mırıldandı. “Soğuk olduğu için yuva kapımın önüne koydum. Sonra yağmur başlayınca toprağın içindeki boşluğa yuvarlandı.”
Tavin, Lora’yı sırtına aldı ve bulutların altındaki yağmur bahçesine doğru uçtu. Aşağıda, damlaların oluşturduğu saydam gölcükler ay ışığını yansıtıyordu. Yıldız tanesi, gölcüklerin birindeki yumuşak çamura gömülmüştü. Fakat onu çıkarmak kolay değildi; her denemede çamur biraz daha kabarıyor, parıltı daha derine iniyordu.
Lora çevresine baktı. Ayçiçeği kuşu gagasıyla toprağı eşeleyebilir, kelebek kanatlarıyla çamuru kurutabilir, Tavin de sıcak nefesiyle onu yumuşatabilirdi. Her biri tek başına uğraşırsa yıldız tanesini kaybedebilirlerdi. Bu yüzden Lora görevleri paylaştırdı. Kuş toprağı gevşetti, kelebek çamurun üstünde parlayan bir yol çizdi, Tavin ise çok hafif bir sıcaklık üfledi. Lora da yolun sonunda duran yıldız tanesini iki eliyle dikkatlice aldı.
Yıldız tanesi çıngırağın içine yerleştirilince gökyüzünde ince bir ses duyuldu. Ses önce bir damla kadar küçüktü; sonra bütün bulutlara yayılan tatlı bir ezgiye dönüştü. Rüzgâr yönünü buldu, fırının bacasından yükselen tarçın, elma ve bal kokusu kasabanın çatılarının üzerinden süzülmeye başladı.
O günden sonra Tavin, her sabah kasaba için özel bir çörek pişirdi. Lora ise bulut fırınının yardımcısı oldu. Çıngırağın yıldız tanesini kimse bir daha kaybetmesin diye yanına küçük bir sepet astılar. Sepetin üzerine de şu sözleri yazdılar: “Güzel şeyler, birlikte özen gösterilince uzaklara ulaşır.” Kasabada sabah kokusu yeniden duyulduğunda Lora, bunun yalnızca fırından değil, paylaşmayı bilen dostların kalbinden yükseldiğini artık çok iyi biliyordu.




