Tavşan Masalları

Pıtırcık’ın Zıplayan Saat Bahçesi

Tavşanlıtepe’de sabahlar, gökyüzünün açık pembe bir renge bürünmesiyle başlardı. Evlerin bacalarından havuç kokulu çörekler yükselir, dere kenarındaki kurbağalar neşeli seslerle şarkı söylerdi. Fakat bir gün, meydandaki büyük saat tam yediyi gösterirken durdu. Akrep ile yelkovan birbirine küsmüş gibi kıpırtısız kaldı. Kuşlar ne zaman öteceklerini, fırıncı ne zaman ekmek çıkaracağını, çocuklar da oyun vaktinin başlayıp başlamadığını bilemez oldu.

Kasabanın en hızlı ve en meraklı sakini, kulakları rüzgârda bayrak gibi dalgalanan Pıtırcık adlı bir tavşandı. Pıtırcık, saatin altına zıplayarak baktı. Tahta gövdenin içinden minicik bir tıkırtı duydu. Sonra yerde, gümüş renkli bir dişli buldu. Dişlinin üzerinde şu sözler yazıyordu: “Zaman, paylaşılınca yeniden akar.”

Pıtırcık bu cümleyi hemen anlayamadı. Dişliyi cebine koyup saat ustası Bay Çınçın’ın dükkânına koştu. Koşarken üç küçük çiti aştı, bir sepet elmanın arasından yuvarlandı ve çeşmenin başında su içen ördeklerin arasından ustaca sıyrıldı. Bay Çınçın, büyüteç gözlüğünü takıp dişliyi inceledi.

“Bu, saatin kalbindeki son parçadır,” dedi usta. “Ama onu yerine takmak yetmez. Saatin yeniden çalışması için üç canlıdan birer dakika alınmalı. Birinci dakika sabırlı birinden, ikinci dakika yardımsever birinden, üçüncü dakika ise neşesini başkalarıyla paylaşan birinden gelmeli.”

Pıtırcık hiç vakit kaybetmeden yola çıktı. İlk durağı, tepenin arkasındaki kabak bahçesiydi. Orada, tek bir kabağın olgunlaşmasını haftalardır bekleyen Kaplumbağa Tospik yaşardı. Pıtırcık, Tospik’in yanına oturup sessizce bekledi. Önce kuyruğu kıpırdadı, sonra ayakları sabırsızlandı; yine de arkadaşının sabrını bölmedi. Sonunda kabak ağır ağır turuncuya döndü. Tospik gülümsedi ve cebindeki küçük kum saatinden bir dakikayı Pıtırcık’a verdi.

İkinci durak, dere üzerindeki tahta köprüydü. Köprünün tahtaları yağmurdan sonra gevşemiş, karşıya geçmek isteyen sincapların sepetleri yere saçılmıştı. Pıtırcık kendi yoluna devam edebilirdi, fakat önce sepetleri topladı. Kırılan kulpları söğüt dallarıyla bağladı, sincapların taşıyamadığı cevizleri sırtına yükledi. Hep birlikte köprüyü geçince yaşlı Sincap Fındık, avucuna sıcak bir ışık bıraktı. Bu, yardımseverliğin dakikasıydı.

Sonra Pıtırcık, kasabanın dışındaki çimenlikte zıplayan Cikcik’i gördü. Cikcik’in elinde renkli bir top vardı, ama tek başına oynadığı için oyunun tadı çıkmıyordu. Pıtırcık topa burnuyla hafifçe dokundu. Top bir çalının üzerinden uçtu, eğimli tepeden yuvarlandı ve tam o sırada çimenlerde toplanan kirpilerin arasına düştü. Kirpiler de oyuna katıldı. Top kimi zaman bir kulağın arasından, kimi zaman bir yaprağın altından geçiyor, herkes kahkahalarla peşinden koşuyordu. Cikcik, neşeli dakikasını seve seve paylaştı.

Pıtırcık üç dakikayı alıp meydana döndüğünde güneş, saat kulesinin taşlarına altın renkli çizgiler düşürüyordu. Bay Çınçın dişliyi yerine yerleştirdi. Ancak saat hâlâ susuyordu. Pıtırcık, “Üç dakika burada,” dedi. “Biri sabırdan, biri yardımdan, biri de neşeden.”

Usta, dişlileri çevirdi. Önce hafif bir çıt sesi duyuldu. Ardından saat kulesi titredi, içindeki çarklar birbirini selamlar gibi dönmeye başladı. Akrep yavaşça ilerledi, yelkovan onu izledi. Tam o anda bütün kasaba tek bir büyük saat gibi hareketlendi: fırıncı hamurunu yoğurdu, kuşlar ötmeye başladı, çocuklar iplerini aldı ve dere neşeyle akmaya koyuldu.

O günden sonra meydandaki saat yalnızca zamanı göstermekle kalmadı. Her saat başında küçük bir zil çaldı ve kasabalılara bir iyilik yapmayı hatırlattı. Pıtırcık ise saatin yanına üç bölmeli bir tahta kutu koydu. Bir bölmesine sabırla beklenen güzel anlar, ikincisine yapılan yardımlar, üçüncüsüne paylaşılan kahkahalar yazıldı. Tavşanlıtepe’de herkes şunu öğrendi: Zaman bazen durmuş gibi görünse de sabır, yardım ve neşe el ele verince hayat yeniden hoplayıp zıplamaya başlar.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu