Tavşan Masalları

Dört Yöne Koşan Lopa

Güneş, Yonca Düzlüğü’nün üzerine bal rengi ışıklar serperken Lopa, yuvasının önünde dört kez zıpladı. O gün bahar şenliği vardı. Her yıl şenlik, tepenin üzerindeki büyük rüzgâr çanı çalınca başlardı. Çanın sesi duyulduğunda kuşlar şarkı söyler, kirpiler renkli yapraklar dizer, sincaplar da fındık kurabiyelerini sepetlere yerleştirirdi.

Lopa sabah erkenden tepeye koştu. Ancak çanın altında alışılmadık bir sessizlik vardı. İnce ipler sallanıyor, tahta çerçeve hafifçe gıcırdıyordu ama çanın üzerindeki küçük renkli parçaların çoğu yoktu. Mavi damla, sarı yaprak, mor yıldız ve gümüş halka rüzgârla uzaklara savrulmuştu.

“Şenlik başlayamazsa herkesin hazırlığı boşa gidecek,” diye düşündü Lopa. Kulaklarını dikti, burnunu havaya kaldırdı. Toprağın üzerindeki izleri, otların eğilişini ve uzaktan gelen minicik tıkırtıları dikkatle dinledi. Sonra dört yöne bakıp kararlı bir sesle konuştu: “Ben aramaya gidiyorum. Ama tek başıma değil, bulduğum her dostumla birlikte!”

İlk Tıkırtının Peşinde

Lopa önce kuzeye, söğütlerin bulunduğu dere kıyısına sıçradı. Orada suyun üzerinde yuvarlanan mavi damlayı gördü. Parça, iki taşın arasına sıkışmıştı. Lopa patisini uzattı fakat su hızla akıyordu. Tam o sırada su samuru Pırpır göründü.

“Ben suyun altından bakayım, sen de kıyıdan yön göster,” dedi Pırpır.

Lopa kuyruğunu sağa sola sallayarak işaret verdi. Pırpır kısa bir dalış yaptı ve mavi damlayı yosunların arasından çıkardı. Mavi parça güneşte parlayınca ikisi de sevinçle gülümsedi. Lopa onu sırtındaki küçük keseye koydu ve güneye doğru ilerledi.

Güneyde, uzun otların arasında sarı yaprağın çıkardığı ince bir şıngırtı duyuluyordu. Lopa otların arasından hızla geçti, bir tümseğin üzerinden yuvarlandı ve sonunda dikenli bir çalının önünde durdu. Sarı yaprak, dalların arasına takılmıştı. Kirpi Tombi, çalının çevresine birkaç kuru dal yerleştirerek güvenli bir geçit hazırladı. Lopa da başını eğip dikkatle içeri girdi. Bir zıplayışta parçayı yakaladı.

Rüzgârın Sakladığı Ses

Bu kez batıya koştular. Mor yıldızın sesi, eski değirmenin arkasından geliyordu. Lopa, değirmenin dönen kanatlarına bakıp bekledi. Kanatlardan biri durunca hızla altından geçti. Fakat yıldız, yüksek bir çitin tepesindeydi. Lopa zıpladı, yetişemedi. Bir kez daha denedi, yine olmadı.

O sırada serçe Suna, yakındaki dala kondu. “Sen yere yakın yerlerde çok hızlısın, ben de havada,” dedi. Lopa çitin dibindeki gevşek taşı bulup kenara çekti. Taşın üzerine çıktı, Suna da mor yıldızı gagasıyla aşağı itti. Parça yumuşak otların üzerine düşünce Lopa onu hemen aldı.

Son olarak doğuya yöneldiler. Gümüş halkayı bulmak en zoruydu, çünkü ortada hiç iz yoktu. Lopa gözlerini kapatıp dinledi. Uzakta, kuru yaprakların altında düzenli bir ses vardı: tık, tık, tık… Birden aklına esintinin yönü geldi. Halkayı rüzgâr değil, rüzgârın önündeki büyük kabak yaprağı saklıyordu.

Lopa yaprağı kaldırınca gümüş halka ortaya çıktı. Ancak halka öyle derin bir çukura düşmüştü ki patisi yetişmiyordu. Bu kez Pırpır su kamışını, Tombi sağlam bir dalı, Suna da uzun bir ip parçasını getirdi. Lopa üçünü birleştirip küçük bir kanca yaptı. Birkaç denemeden sonra halka çukurdan çıktı.

Şenliğin Yeni Ezgisi

Dört arkadaş tepeye döndüğünde bütün hayvanlar onları bekliyordu. Lopa parçaları yerlerine taktı. Tam son ipi bağlarken hafif bir rüzgâr esti. Çan önce usulca titredi, sonra mavi, sarı, mor ve gümüş parçalar birlikte ses verdi. Ortaya daha önce hiç duyulmamış neşeli bir ezgi çıktı.

Şenlik başladı. Kuşlar bu ezgiye yeni bir şarkı ekledi, sincaplar ritim tutmak için fındıkları sepetlere hafifçe vurdu. Lopa ise tepenin ortasında döne döne zıpladı. O gün herkes, kaybolan parçaların bulunmasından çok, farklı yeteneklerin bir araya gelmesiyle çanın sesinin güzelleştiğini anladı.

Akşam güneşi çayırın üzerine pembe bir örtü sererken Lopa, rüzgâr çanının altına küçük bir levha astı: “Her ses değerlidir; birlikte olunca ezgiye dönüşür.” O günden sonra çan her çaldığında Lopa dört yöne bakıyor, sonra dostlarına göz kırpıyordu. Çünkü en güzel yolculukların, insanı yalnızca bir yere değil, dostluğun tam ortasına götürdüğünü öğrenmişti.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu