Deyim Hikayeleri

İpin Üzerindeki Un Bulutu

Gökçeova’da her sonbaharda, meyve ağaçlarının yaprakları altın rengine döndüğünde Neşe Şenliği kurulurdu. Meydana renkli bayraklar asılır, köy fırınından mis gibi çörekler çıkar, çocuklar da oyunlar için hazırlık yapardı. Bu yıl şenliğin en meraklı yardımcısı, dikenleri kadar enerjisi de kabarık olan küçük kirpi Pıtırcık’tı.

Şenliğin düzenleyicisi Bilge Baykuş, Pıtırcık’a uzun bir ip verdi. İpin iki ucuna tahta çanlar bağlanacak, çocuklar ipi çekince çanlar neşeyle çalacaktı. Bilge Baykuş, “Bu işi öğle olmadan tamamlarsan açılışta ilk çanı sen çalarsın,” dedi.

Pıtırcık çok sevindi. İpi alıp meydanın kenarındaki direğe götürdü. Fakat ipi bağlayacağı sırada gökyüzünde pofuduk bir bulut gördü. “Önce şu bulutun koyuna benzeyen şekline bakayım,” diye düşündü. Bir süre sonra rüzgâr çıktı. Pıtırcık bu kez, “İp rüzgârda sallanıyor, biraz durulmasını bekleyeyim,” dedi.

Rüzgâr durulunca da karnının acıktığını fark etti. Fırından yeni çıkan çöreklerden bir tane aldı. Çörek öyle lezzetliydi ki ikincisini de yemeden ipi bağlamanın doğru olmayacağını düşündü. Sonra aklına, çanların sesini denemek geldi. İpi eline alıp sağa sola çevirdi, ama düğüm atmayı yine sonraya bıraktı.

Öğle yaklaşırken Bilge Baykuş yanına geldi. İp hâlâ yerde duruyor, üstünde de Pıtırcık’ın çörekten bulaşan unlu parmak izleri parlıyordu. “Pıtırcık, hazırlıklar nasıl gidiyor?” diye sordu.

Küçük kirpi başını eğdi. “Bulutlar, rüzgâr, çörekler derken henüz başlayamadım,” dedi. Tam o sırada yanında duran Yaşlı Kaplumbağa gülümsedi: “Evladım, sen ipe un seriyorsun.”

Pıtırcık şaşırdı. “İpe un mu seriyorum? Ama ip yere serili, un da çöreğin üstünde!”

Yaşlı Kaplumbağa kıkırdadı. “Bu söz gerçek anlamıyla söylenmez. Bir işi yapmamak için türlü bahaneler bulup onu sürekli erteleyen kişilere ‘ipe un seriyor’ denir. Senin ipine gerçekten un bulaşmış, ama asıl mesele işi durmadan sonraya bırakman.”

Pıtırcık’ın kulakları kızardı. O güne kadar yaptığı her ertelemeyi düşündü. Sulama sırası kendisine geldiğinde yağmur beklemiş, kitaplarını toplaması gerektiğinde en uzak rafa bakmış, arkadaşına verdiği sözü de “yarın kesin” diyerek geciktirmişti. Bahaneler küçük görünüyordu, ama hepsi birleşince büyük bir yığın olmuştu.

“Haklısınız,” dedi. “Şimdi hemen başlayacağım. Önce ne yapmam gerektiğini sıralayacağım.”

Pıtırcık ipi direğin yanına gerdi. Önce ipi düzeltti, sonra sağlam bir düğüm attı. Düğüm biraz yamuk olunca söküp yeniden bağladı. Bu kez rüzgâr çıkınca beklemek yerine ipi iki eliyle tuttu. Bir serçe çanlardan birini gagasıyla dürtünce Pıtırcık gülerek, “Sen de yardım etmek istiyorsun galiba,” dedi.

Kısa sürede çocuklar da işe katıldı. Biri ipi tuttu, biri çanların yerini ayarladı, biri de unlu izleri silmek için bez getirdi. Pıtırcık, işi tek başına kusursuz yapmaya çalışmak yerine yardım istemenin de hazırlığın bir parçası olduğunu öğrendi.

Şenlik başladığında meydan rengârenkti. Bilge Baykuş, ilk çanı çalması için Pıtırcık’a işaret etti. Pıtırcık ipi çekti. Çan öyle berrak ses çıkardı ki ağaçlardaki yapraklar bile sanki alkışladı. Küçük kirpinin etekleri zil çalıyordu; bu kez sevinci gerçekten yerindeydi.

Akşam, çocuklar onun etrafında toplandı. Pıtırcık onlara o gün öğrendiği deyimi anlattı: “Bir işi yapmamak için bahane üretip durursanız ipe un sermiş olursunuz. Unu silmenin en güzel yolu, işi küçük bir adımla hemen başlatmaktır.”

O günden sonra Pıtırcık her sabah yapacağı işleri üç küçük taşa yazdı. İlk taşı kaldırınca işe başlıyor, ikinci taşta devam ediyor, üçüncüsünde de tamamladığı işi kutluyordu. Meydandaki ip ise uzun süre orada kaldı. Her çan çaldığında köy halkı, verilen sözlerin bekletilmeden tutulması gerektiğini hatırladı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu