Sihirli Masallar

Kavanozda Uyuyan Ayın Sırrı

Çam kokulu Ilıcaköy’de geceleri herkes erkenden uyur, yalnızca on bir yaşındaki Suna penceresinin önünde gökyüzünü seyretmeyi severdi. Suna, yıldızların birbirleriyle ışıkla konuştuğuna inanırdı. Bir akşam, göğün ortasında gümüş bir çizgi belirdi. Çizgi sessizce uzadı, sonra minicik, parlak bir ay parçası bahçedeki fesleğenlerin arasına düştü.

Suna onu avuçlarına aldığında parça, sıcak bir ekmek gibi yumuşaktı. İçinden incecik bir ses yükseldi: “Beni karanlıkta bırakma.” Suna hemen odasındaki boş reçel kavanozunu buldu. Kavanozun kapağına üç delik açıp ay parçasını içine yerleştirdi. O anda odanın duvarlarına gümüş renkli kelebekler kondu ve kavanozun camında şu sözler belirdi: “Işığını bulmak için unutulmuş dileği hatırla.”

Ertesi sabah kavanoz sönükleşmişti. Ay parçası, bir pirinç tanesi kadar küçülmüş görünüyordu. Suna, köyün yaşlı saatçisi Bay Badem’e danıştı. Bay Badem gözlüklerini düzelterek, “Gökyüzü bazen ışığını insanların iyi dileklerinden örer,” dedi. “Bir dilek unutulursa, onun ışığı da kaybolur. Ilıcaköy’de yıllardır kimsenin hatırlamadığı bir dilek olmalı.”

Suna, dileği bulmak için köyü dolaşmaya başladı. Fırıncı Nergis, yıllardır yalnızca ekmeklerinin kabarmasını dilediğini söyledi. Bahçıvan Rauf, yağmurun zamanında yağmasını… Çocuklar ise daha uzun teneffüsleri. Herkesin bir dileği vardı, fakat hiçbiri kavanozdaki ayı aydınlatmadı.

Akşamüstü Suna, köy meydanındaki eski çeşmenin yanına oturdu. Çeşme uzun zamandır su vermiyor, taş oluğunda yalnızca kuru yapraklar birikiyordu. Suna parmaklarını taşın üzerindeki silik kabartmaya sürünce çeşme hafifçe titredi. Kabartmada, başını göğe kaldırmış küçük bir kadın figürü vardı. O sırada kavanozun içindeki ay parçası fısıldadı: “Dilek burada uyuyor.”

Suna, Bay Badem’i çağırdı. Yaşlı saatçi kabartmayı dikkatle inceledi ve çeşmenin arkasındaki yosunları temizledi. Taşın altından mavi bir düğme çıktı. Düğmeye basınca çeşmenin içinden bir çocuk sesi duyuldu: “Bir gün bu köyde herkes, birbirinin sevincini kendi sevinci kadar büyük görsün.”

Suna’nın gözleri parladı. Bu, Ilıcaköy’ün ilk çeşmesini yaptıran Elmas Nine’nin dileğiydi. Yıllar önce köylüler çeşmenin başında birlikte şarkı söylemiş, birbirlerine güzel haberler vermişti. Fakat zaman geçtikçe herkes kendi işine dalmış ve dilek unutulmuştu.

Suna, dileği yeniden hatırlatmak için köy meydanında küçük bir şenlik düzenlemeye karar verdi. Fırıncı Nergis tarçınlı çörekler yaptı, Rauf rengârenk çiçekler getirdi, çocuklar da eski şarkıları öğrendi. Bay Badem, durmuş çeşmenin başına küçük bir saat astı. Saatin akrebi ve yelkovanı, şenlik başlayınca ilk kez aynı anda on ikiyi gösterdi.

Herkes Elmas Nine’nin dileğini yüksek sesle tekrarladığında kavanozdaki ay parçası büyümeye başladı. Önce bir ceviz, sonra bir tabak kadar oldu. Sonunda gümüş bir ışık topuna dönüşerek gökyüzüne yükseldi. Tam yerine yerleştiğinde çeşmeden berrak su akmaya başladı. Suyun içinde küçük ışık halkaları dönüyor, her halka bir iyilik dileğini parlatıyordu.

O geceden sonra Ilıcaköy’de güzel bir gelenek başladı. Her dolunayda köylüler meydanda buluşup birbirlerinin sevincini kutladı. Suna ise kavanozu saklamadı; onu çeşmenin yanına astı. Kavanoz artık boştu, ama ay ışığı her gece camında birikiyordu. Böylece herkes şunu hatırladı: Paylaşılan iyi dilekler göğe yükselir, fakat kalplerde bıraktığı ışık hep dünyada kalır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu