Tuzlu Suyun Gülümseyen Haritası

Okyanusun en derin yerlerinde, güneş ışığının suya yalnızca ince altın çizgiler hâlinde ulaştığı Mercan Ovası bulunurdu. Bu ovada deniz laleleri dans eder, kabuklu çanlar akıntıyla birlikte şarkı söyler, minik balıklar köpükten halkalarla oyun oynardı. Ovanın yakınındaki Sedefşehir’de ise Miralya adında meraklı bir deniz kızı yaşardı.
Miralya’nın kuyruğu gece mavisiydi; yüzgeçlerinin ucunda, yıldız tozu gibi parlayan gümüş benekler vardı. En sevdiği şey, büyükannesinin anlattığı eski deniz kızı masalları dinlemekti. Fakat bir sabah Mercan Ovası’ndaki renklerin solduğunu gördü. Kırmızı mercanlar kül rengine, mor deniz laleleri griye dönüşmüş, kabuklu çanların sesi de neredeyse duyulmaz olmuştu.
Sedefşehir’in yaşlı haritacısı Pırpır Nine, mercan meydanında herkesi topladı. Elindeki deniz yosunundan yapılmış dürbünüyle ovaya baktı ve şöyle dedi:
“Renkler kaybolmadı. Onları taşıyan Işık Akıntısı yönünü şaşırdı. Akıntıyı bulup doğru yola getirecek kişi, denizin gülümseyen haritasını okuyabilmeli.”
Miralya, haritanın nerede olduğunu sorunca Pırpır Nine, onu Köpük Kütüphanesi’ne yönlendirdi. Kütüphane, içi hava kabarcıklarıyla dolu dev bir deniz kabuğunun içindeydi. Raflarda yosun kâğıtlarına yazılmış bilgiler, unutulmuş şarkılar ve farklı denizlerin resimleri saklanırdı.
Miralya burada, yüzünde küçük bir gülümseme bulunan yuvarlak bir harita buldu. Haritanın üzerinde yollar yerine kıvrımlı kahkaha çizgileri vardı. Miralya parmağını ilk çizginin üzerine koyunca harita kıkırdadı ve bir yön gösterdi: Fısıltılı Tünel.
Deniz kızı yola çıkarken ona üç dostu katıldı: Kabuk sırtlı yavaş ama dikkatli kaplumbağa Tumba, ışık saçan minik denizatı Cız ve ceplerinde inci düğmeler taşıyan yengeç Badem. Üçü, Mercan Ovası’nı yeniden renklendirmek için ellerinden geleni yapmaya kararlıydı.
Fısıltılı Tünel’de her ses çoğalarak geri dönüyordu. Tumba’nın “Buradan mı?” sorusu, “Buradan mı, buradan mı, buradan mı?” diye yankılandı. Cız telaşlanıp hızlıca yüzmek isteyince haritanın çizgileri karardı. Miralya arkadaşlarını durdurdu.
“Belki tünelin istediği şey acele değil, dikkatli dinlemektir,” dedi.
Herkes sessizce bekledi. Bir süre sonra uzaklardan üç hafif tıkırtı geldi. Badem, kabuklarını birbirine vurarak aynı ritmi tekrarladı. Tünelin duvarında gizli bir kapı açıldı. Harita yeniden gülümsedi ve onları Köpüklü Çayır’a götürdü.
Çayırın ortasında, yönünü şaşırmış Işık Akıntısı kıvrılıp duruyordu. Akıntı, küçük bir deniz ejderhasının çevresinde dönüyordu. Ejderhanın adı Zümrütçik’ti. O, ışığı çalmamıştı; yalnızca parlayan akıntının sıcaklığını sevdiği için yolunu kapatmıştı.
Zümrütçik, dostlarını görünce utangaçça başını eğdi. “Ben gitmesini istemedim,” diye mırıldandı. “Işık yanımdayken kendimi yalnız hissetmiyorum.”
Miralya, akıntıyı zorla çekip almanın Zümrütçik’i daha da yalnız bırakacağını anladı. Haritanın kenarında küçük bir işaret fark etti. İşarette, ışığın paylaşıldıkça çoğaldığı yazıyordu. Bunun üzerine Badem inci düğmelerinden bir halka yaptı, Cız halkanın çevresinde parladı, Tumba da akıntının geçeceği güvenli yolu açtı. Miralya Zümrütçik’e, “Işığı birlikte taşırsak kimse yalnız kalmaz,” dedi.
Zümrütçik kuyruğunu yana çekti. Işık Akıntısı halkadan geçip dört ayrı kola ayrıldı. Bir kol Mercan Ovası’na, biri deniz lalelerine, biri kabuklu çanlara, sonuncusu da Zümrütçik’in mağarasına ulaştı. Bir anda bütün deniz aydınlandı.
Kırmızı mercanlar yeniden parladı, mor laleler açıldı ve kabuklu çanlar neşeli ezgiler söylemeye başladı. Zümrütçik’in mağarası da küçük, sıcak ışıklarla doldu. Deniz canlıları, onun artık her akşam dostlarıyla birlikte ışık oyunları yapabileceğine söz verdi.
Sedefşehir’e dönen Miralya büyük bir kutlamayla karşılandı. Pırpır Nine, gülümseyen haritayı Köpük Kütüphanesi’ne geri koyarken Miralya’ya şöyle dedi:
“Gerçek yol göstericiler, yalnızca yönü değil, kalpleri de buluşturur.”
O günden sonra Mercan Ovası’nda her ay Işık Paylaşma Şenliği düzenlendi. Miralya ise yeni yollar keşfetmeye devam etti. Çünkü deniz kızı masalları arasında en güzel olanların, birinin tek başına parlamasıyla değil, herkesin ışığını birbirine katmasıyla başladığını öğrenmişti.

