Mercan Ormanının Şarkı Toplayan Kızı

Derin maviliklerin, güneş ışığını ipek kurdeleler gibi süzdüğü bir yerde Mercanlıdere adında renkli bir su ülkesi vardı. Bu ülkede balıklar inci düğmelerle süslü evlerde yaşar, denizatları yosun bahçelerinde yarışır, deniz kaplumbağaları da akşamları çocuklara eski deniz masalları anlatırdı. Ülkenin en neşeli sakini, saçlarında deniz köpüğünden tokalar taşıyan genç deniz kızı Lâl’di. Lâl, duyduğu her güzel sesi küçük sedef kutusunda biriktirmeyi severdi.
Bir sabah Mercanlıdere’de tuhaf bir sessizlik başladı. Önce gümüş kanatlı balıklar şarkı söylemeyi bıraktı. Sonra deniz yıldızları, kabuklarına vuran ritmi unuttu. En sonunda, ülkenin ortasındaki Mercan Ormanı’nın dalları bile hışırdamaz oldu. Sessizlik büyüdükçe renkler soluyor, deniz çiçekleri başlarını eğiyordu. Yaşlı denizatı Bilge Köpür, bunun sebebini araştırdı ve Lâl’e, “Ormanın neşesi, Uzak Ezgi adlı kayıp bir melodide saklı,” dedi.
Uzak Ezgi’yi bulmak kolay değildi. Ezginin, denizin en derin çukurunda yaşayan, kabuğu yıldız desenli bir salyangozun hafızasında uyuduğu söylenirdi. Bu salyangozun adı Pırpır’dı; fakat yıllar önce akıntıların taşıdığı bir yosun adasının ardında kaybolmuştu. Lâl, sedef kutusunu boynuna astı, kuyruğuna turkuaz bir kurdele bağladı ve yola çıkmadan önce bütün arkadaşlarına, “Bir şarkıyı bulmak için önce sessizliği dinlemeliyiz,” dedi.
Fısıltı Akıntısının Ötesinde
Lâl’in ilk durağı, kabarcıklardan yapılmış köprüleriyle ünlü Fısıltı Akıntısı’ydı. Burada her kabarcık, içinden geçen kişinin aklındaki bir düşünceyi seslendirirdi. Lâl’in kabarcıkları, “Ya bulamazsam?” diye fısıldadı. Deniz kızı bu sözlerden utanmadı. Derin bir nefes alıp, “Bulamasam bile denemiş olurum,” dedi. O anda kabarcıklar parladı ve ona mercan oklarının gösterdiği gizli bir yolu açtı.
Gizli yol, ışık saçan deniz mantarlarının arasından geçiyordu. Bir süre sonra Lâl, kanadı incinmiş minik bir su kelebeği gördü. Kelebeğin adı Zuzu’ydu ve yosun adasının hangi yönde olduğunu biliyordu; ancak tek başına yüzemiyordu. Lâl onu sedef kutusunun üzerine oturttu. Birlikte ilerlerken Zuzu, kanatlarını hafifçe çırpıp önlerindeki kayaları aydınlattı. Böylece karanlık görünen geçit, rengârenk taşlarla süslü güvenli bir tünele dönüştü.
Tünelin sonunda, tersine akan bir akıntı onları yukarı doğru çekti. Lâl, akıntıya karşı koymak yerine onun ritmini dinledi. Kuyruğunu akıntının vuruşlarına uydurunca ikisi de yumuşakça dönerek yosun adasına ulaştı. Adanın ortasında, yıldız desenli kabuğuyla Pırpır uyuyordu. Fakat salyangoz uyanmıyor, çevresindeki yosunlar da onu sıkıca sarıyordu.
Uyuyan Ezginin Sırrı
Lâl, Pırpır’ı sarsmak ya da yüksek sesle çağırmak yerine çevresine oturdu. Sedef kutusunu açtı ve yol boyunca biriktirdiği küçük sesleri dinletti: kabarcıkların fısıltısını, su kelebeğinin kanat çırpışını, uzaktaki balıkların kuyruk şıpırtısını… Her ses birbirine karışırken yosunlar gevşemeye başladı. Pırpır gözlerini açıp gülümsedi. “Uzak Ezgi tek bir melodiden oluşmaz,” dedi. “Denizde birbirini dinleyen herkesin sesinden doğar.”
Pırpır, kabuğunun içinden minicik bir ışık çıkardı. Işık, Lâl’in sedef kutusuna süzüldü ve kutu yumuşak bir ezgiyle titreşmeye başladı. Lâl, melodiyi hemen alıp Mercanlıdere’ye dönmek istedi. Ancak Pırpır onu durdurdu. “Bu ezgi yalnızca paylaşılırsa güçlenir,” diye ekledi. “Onu tek başına söylersen bir damla olur; herkes katılırsa denizi dolduran bir neşeye dönüşür.”
Lâl, Zuzu ve Pırpır’la birlikte geri döndü. Dönüş yolunda karşılaştıkları her canlıya ezginin ilk notalarını öğretti. Fısıltı Akıntısı kabarcıklarıyla eşlik etti, deniz kaplumbağaları kabuklarına vurarak tempo tuttu, gümüş kanatlı balıklar da unutulmuş şarkılarını yeniden hatırladı. Mercanlıdere’ye vardıklarında bütün ülke, aynı anda ama kendi sesiyle ezgiye katıldı.
O anda Mercan Ormanı’nın dalları ışıkla doldu. Solmuş deniz çiçekleri açıldı, renkler yeniden parladı ve suyun içinden binlerce minik nota yükseldi. Lâl, Uzak Ezgi’nin aslında kimseye ait olmadığını anladı; onu güzel yapan, herkesin farklı sesinin içinde yer bulmasıydı. O günden sonra deniz kızı masalları anlatılırken Lâl’in yolculuğu da mutlaka anıldı. Mercanlıdere’de her akşam canlılar birbirini dinleyerek şarkı söyledi ve sessiz kalan biri olduğunda, diğerleri onun sesini bulana kadar yanında yüzdü.




