Deniz Kızı Masalları

İnci Çanının Uyandırdığı Renkli Akıntı

Denizin en derin yerlerinde, güneş ışığının mavi kurdeleler gibi süzüldüğü Renkli Akıntı Koyu bulunurdu. Bu koyda mercanlar pembe, turuncu ve mor çiçekler gibi açar; balık sürüleri suyun içinde gökkuşağı desenleri çizerdi. Koyun en neşeli sakini, kıvırcık saçlarına deniz köpüğü takan genç deniz kızı Sera’ydı.

Sera’nın en yakın arkadaşları, kabuğunun üzerinde yıldız benekleri taşıyan minik ahtapot Mino ve kuyruğuyla kumda şekiller çizmeyi seven denizatı Pırpır’dı. Üç arkadaş her sabah mercan bahçesinde buluşur, yosun iplerinden salıncak kurar ve deniz kabuklarının çıkardığı sesleri dinlerdi.

Bir sabah koy uyandığında kimse şarkı söylemiyordu. Mercanlar solgunlaşmış, renkli balıkların pulları gümüşe dönmüş, suyun içindeki neşeli akıntı ağırlaşmıştı. Koyun ortasındaki büyük inci çanı da susmuştu. Oysa bu çan çaldığında, denizin her köşesinden renkli akıntılar gelir, mercan bahçelerine canlılık taşırdı.

Sera, çanın yanına yüzüp ince ipini kontrol etti. İp sağlamdı. Çanın içindeki inci de yerindeydi. Mino sekiz koluyla çevredeki taşları kaldırdı, Pırpır ise kumun üzerinde küçük bir daire çizdi. Hiçbir şey bulamadılar. Tam o sırada yaşlı deniz kaplumbağası Numo yavaşça yanlarına geldi.

“İnci çanı yalnızca vurulunca değil, dinlenince de ses verir,” dedi Numo. “Son günlerde herkes kendi rengini korumaya çalıştı. Oysa koyun renkleri, canlıların birbirini duymasından doğar.”

Sera bu sözleri düşününce, koyda uzun zamandır kimsenin başkasının şarkısını dinlemediğini fark etti. Balıklar en parlak pulları seçmek için yarışmış, yengeçler en güzel kabuğu bulmaya uğraşmış, deniz yıldızları kendi ışıklarını birbirinden saklamıştı.

“Öyleyse renkleri yeniden birlikte bulmalıyız,” dedi Sera. “Ama önce herkesin sesini duymamız gerek.”

Üç arkadaş koyun çevresinde dolaşmaya başladı. Sera, uzun deniz çayırlarının hışırtısını dinledi. Mino, uzaklardaki minik kabukların tıkırtısını sekiz koluyla taklit etti. Pırpır ise kuyruğunu kuma vurarak yumuşak bir ritim tuttu. Önce sesler birbirine karıştı. Sonra her canlı, kendi sesini biraz daha dikkatle dinlemeye başladı.

Turuncu yüzgeçli bir balık, “Benim sesim hızlı yüzdüğümde çıkan ince bir ıslıktır,” dedi. Mor bir deniz yıldızı, “Benimki, kayaların arasında dolaşan sessiz bir ışıltıdır,” diye ekledi. Küçük bir karides, kum tanelerini birbirine değdirerek çıtırdayan bir melodi çaldı. Her ses duyuldukça koyun içinde küçücük bir renk parladı.

Sera, canlıları inci çanının çevresinde bir halka olmaya çağırdı. Kimse öne geçmedi, kimse diğerinin sesini bastırmadı. Balıklar ince ıslıklarını, karidesler çıtırtılarını, deniz çayırları hışırtılarını sundu. Mino kabukları ritim tuttu, Pırpır kumdaki daireyi renkli yosunlarla süsledi.

Son olarak Sera, kimsenin daha önce duymadığı bir ezgi söylemeye başladı. Bu ezgi, annesinden öğrendiği eski bir ninniydi; içinde dalgaların sabrı, ay ışığının yumuşaklığı ve dostların birbirine uzattığı eller vardı. Koydaki herkes onu dinledi. Ardından kendi sesini ezgiye kattı.

İnci çanı önce hafifçe titredi. Sonra içinden berrak bir çınlama yayıldı. Çınlama suyun içinde halkalar oluşturdu; halkalar mercanlara değdikçe pembe, turuncu, mor ve altın renkler yeniden açıldı. Balıkların pulları parladı, deniz çayırları ışıkla dalgalandı. Renkli Akıntı Koyu, eskisinden de canlı bir görünüme kavuştu.

O günden sonra koyda bir kural benimsendi: Her hafta bir gün, herkes önce susacak, sonra bir başka canlının sesini dinleyecekti. Sera da inci çanının yanına küçük bir kabuk levhası astı. Üzerine şu sözleri yazdı: “Kendi rengin güzeldir; başkasının rengini duyunca dünya güzelleşir.”

Deniz kızı masalları arasında anlatılan bu koyun sırrı, dalgalarla uzak denizlere yayıldı. Ne zaman bir yerde renkler solsa, canlılar birbirini dinlemek için bir halka kurdu. Çünkü denizin en parlak hazinesi, tek bir incide değil, birlikte söylenen şarkıdaydı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu