Deyim Hikayeleri

Rüzgârın Taşıdığı Kırık Uçurtma

Gökova’nın kıyısında, rüzgârı şarkı söyleyen küçük bir kasaba vardı. Kasabanın evleri renkli panjurları, bahçeleri mis kokulu fesleğenleriyle birbirine göz kırpardı. Her yıl baharın ilk pazarında Uçurtma Şenliği yapılır, çocuklar gökyüzünü renk renk kanatlarla doldururdu.

Bu yıl şenliğe en çok hazırlanan çocuk Suna’ydı. Suna, dedesinin eski sandığından bulduğu ince kumaşları birleştirerek kocaman bir uçurtma yapmıştı. Uçurtmanın gövdesi turuncu, kuyruğu mor, kanatlarının uçları ise sarıydı. Üzerine küçük yıldızlar dikmiş ve ona Yelkovan adını vermişti. Suna, “Bu uçurtma öyle yükselecek ki bulutlara selam verecek,” diyordu.

Şenlik sabahı kasabanın meydanı cıvıl cıvıldı. Bir yanda simitçiler susamları savuruyor, öte yanda çocuklar iplerini çözüp uçurtmalarını hazırlıyordu. Suna, Yelkovan’ı meydanın en geniş yerine götürdü. Rüzgâr güzel esiyordu. Suna koştu, ipi bıraktı ve uçurtma bir anda havalandı.

Yelkovan yükseldikçe yükseldi. Önce dut ağacını, sonra saat kulesini geçti. Suna’nın yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Fakat tam o sırada gökyüzünden gelen sert bir esinti, uçurtmanın sol kanadını yırttı. Yelkovan sağa sola sallandı, sonra ipiyle birlikte meydandaki eski elma ağacının dallarına takıldı.

Suna’nın gözleri doldu. “Bunca emek boşa gitti,” diye fısıldadı. Uçurtmanın kumaşında büyük bir yırtık, kuyruğunda da çözülmüş düğümler vardı. Şenliğin davulcusu Rıfkı Amca, “Üzülme kızım, her düğüm yeniden bağlanabilir,” dedi ama Yelkovan o kadar yüksekteydi ki kimse ona yetişemiyordu.

Önce uzun boylu Ekin, ağacın gövdesine tutunup dallara uzandı. Parmakları yalnızca uçurtmanın kuyruğuna değdi. Sonra minik Bora, elindeki ipi ağacın dalına atmayı denedi. İp dala dolandı ama uçurtmayı çekmeye yetmedi. Çocuklar bir süre ne yapacaklarını bilemeden birbirlerine baktılar.

O sırada kasabanın en yaşlı bahçıvanı Nergis Nine, elindeki sepeti yere bıraktı. “Tek bir el, ağır bir taşı kaldıramaz,” dedi. “Ama herkes kendi gücü kadar yardım ederse iş değişir. Hadi çocuklar, el ele verelim.”

Nergis Nine’nin önerisiyle herkes bir görev aldı. Ekin sağlam bir merdiven getirdi. Bora, uzun ipleri birbirine bağladı. Suna, uçurtmanın yırtılan yerleri için renkli kumaş parçaları hazırladı. İkiz kardeşler Lale ile Limon, ağacın altına yumuşak minderler taşıdı. Rıfkı Amca da davulunun ipini çıkarıp uzattı. Meydandaki büyükler, çocukların güvenle çalışabilmesi için merdiveni tuttu.

Bir süre sonra Ekin, ağacın en alçak dalına ulaştı. Bora’nın bağladığı ipi dikkatlice uçurtmanın gövdesine geçirdi. Suna aşağıdan, “Biraz sola! Şimdi yavaşça çekin!” diye seslendi. Herkes aynı anda, ama acele etmeden ipi çekti. Yelkovan dallardan kurtuldu ve yumuşak minderlerin üzerine kondu.

Uçurtma hâlâ yırtıktı ama artık yalnız değildi. Suna iğnesini çıkardı. Lale sarı kumaşı tuttu, Limon düğümü bağladı, Ekin de kuyruğun çözülmüş yerlerini düzeltti. Kasabadaki herkes bir parça yardım edince Yelkovan eskisinden bile renkli oldu. Yırtığın üzerine küçük bir güneş diktiler.

Gün batımına doğru Suna, uçurtmayı yeniden gökyüzüne bıraktı. Yelkovan, güneş ışığındaki sarı parçasıyla parıldayarak yükseldi. Bu kez tek başına değil, meydandaki bütün çocukların tuttuğu uzun bir ip sayesinde uçuyordu.

Suna gökyüzüne bakıp, “Demek ki el ele verince yalnızca uçurtmalar değil, umutlar da yükseliyormuş,” dedi. O günden sonra Gökova’da biri zor bir işle karşılaşınca herkes yardımına koştu. Çünkü çocuklar şenlikte şunu öğrenmişti: El ele verenlerin yanında en yüksek dal bile aşılabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu