Bulut Değirmeninin Şarkısını Arayan Ejderha

Yüksek tepelerin ardında, bulutların pamuk gibi kümelendiği Şarkılıova adında bir ülke vardı. Bu ülkede rüzgârlar, çiçekler ve hatta taşlar bile incecik ezgiler çıkarırdı. Fakat en güzel ses, gökyüzünde dönen büyük değirmenden gelirdi. Değirmenin dört kanadı bulutları çevirir, bulutlar da tarlalara yumuşak yağmurlar serperdi.
Şarkılıova’nın en küçük ejderhası Ardıç, değirmenin sesini dinlemeye bayılırdı. Ardıç’ın pulları kestane rengiydi, kanatlarının uçları ise sabah güneşi gibi altın sarısı parlıyordu. Uçmayı yeni öğrenmişti; bazen bir çalının üzerine konuyor, bazen de heyecanlanıp samanlık çatısına yumuşakça yuvarlanıyordu. Yine de gökyüzünü keşfetmekten hiç vazgeçmiyordu.
Bir sabah Ardıç uyandığında ülke alışılmadık bir sessizliğe bürünmüştü. Gökyüzü değirmeni dönmüyor, bulutlar olduğu yerde duruyor, tarladaki fideler susuzluktan başlarını eğiyordu. Değirmenin bekçisi olan yaşlı baykuş Mimo, kanatlarını telaşla çırparak herkese seslendi.
“Değirmenin ezgi çarkı kaybolmuş,” dedi. “Çark olmadan kanatlar hareket etmiyor. Onu bulamazsak yağmur bulutları ovaya ulaşamayacak.”
Ardıç hemen yardım etmek istedi. Mimo ona, çarkın gümüş renkli, avuç içi kadar küçük bir parça olduğunu anlattı. Gece çıkan güçlü rüzgâr, çarkı değirmenden koparıp uzaklara sürüklemiş olabilirdi.
Ardıç önce tepenin çevresini aradı. Çimenlerin arasına baktı, kayaların altını yokladı, dere kıyısındaki söğüt dallarını inceledi. Hiçbir yerde çark görünmüyordu. Tam umudunu kaybetmeye başladığı sırada, çalıların arasından cıvıl cıvıl bir ses duydu.
Bu, tüyleri turuncu olan küçük bir serçe, Pıtırcık’tı. Pıtırcık, gece gökyüzünde parlayan bir şey gördüğünü söyledi. Parıltı, ülkenin kuzeyindeki Yankılı Kanyon’a doğru süzülmüştü.
Ardıç ve Pıtırcık yola koyuldu. Ejderha arkadaşını sırtında taşıyor, Pıtırcık da yukarıdan çevreyi gözlüyordu. Kanyona vardıklarında karşılarına üç ayrı yol çıktı. Bir yol çakıl taşlarıyla, biri sarmaşıklarla, diğeri de rengârenk tüylerle kaplıydı.
Ardıç, tüylerin rüzgârla aynı yöne savrulduğunu fark etti. “Bunlar parıltının izini gösteriyor olabilir,” dedi. Tüyleri izleyerek dar bir geçide girdiler. Geçidin sonunda, iki kayanın arasından ince bir melodi yükseliyordu.
Sesin geldiği yerde ezgi çarkı duruyordu. Ancak çark, küçük bir taş köprünün öte tarafındaydı. Köprü yağmur beklediği için kurumuş ve ortasından ayrılmıştı. Ardıç tek başına uçup çarkı alabilirdi, ama Pıtırcık’ın güvenle geçmesi mümkün değildi.
Ardıç biraz düşündü. Sonra kanatlarını açıp havaya yükseldi. Kuyruğuyla yakınındaki uzun sarmaşıkları topladı, onları köprünün iki yanına bağladı. Pıtırcık, sarmaşıkların arasına ince dallar yerleştirdi. Böylece ikisinin de geçebileceği sağlam bir salıncak köprü yaptılar.
Çarkı birlikte aldıklarında onun yalnızca metalden yapılmadığını gördüler. Üzerinde, yardımlaşanların kalplerinden yayılan ışıkla parlayan küçük işaretler vardı. Ardıç çarkı dikkatle pençeleri arasına aldı ve geri dönüş yolunda arkadaşını hiç acele ettirmedi.
Değirmene ulaştıklarında köy halkı onları bekliyordu. Ardıç çarkı yerine yerleştirdi, Mimo da eski kanatları dikkatlice yağladı. Fakat değirmen hâlâ hareket etmiyordu. Mimo, çarkın bir ezgi duyması gerektiğini söyledi.
Herkes sırayla şarkı söylemeyi denedi. Kimi hızlı, kimi çok yüksek sesle söyledi; fakat çark kıpırdamadı. Sonunda Ardıç, Pıtırcık’ın cıvıltısını, köylülerin alkışını ve uzak derelerin şırıltısını dinledi. Sonra kendi sesini bunlara kattı. Ortaya kusursuz olmayan ama sıcacık bir ezgi çıktı.
Ezgi çarkı ışıldadı. Değirmenin kanatları yavaşça dönmeye başladı. Bulutlar gökyüzünde neşeyle ilerledi ve kısa süre sonra ovaya serin, pırıl pırıl bir yağmur yağdı. Fideler başlarını kaldırdı, çiçekler yeniden renklerine kavuştu.
O günden sonra Şarkılıova’da her yıl “Birlikte Söyleme Günü” kutlandı. Ardıç ise ülkenin en iyi uçucusu olduğu için değil, herkesin sesini dinleyip onları aynı ezgide buluşturduğu için sevildi. Çocuklar onun öyküsünü dinlerken şunu öğrendi: Bazen en büyük güç, tek başına parlamakta değil, başkalarının ışığını kendi ışığınla birleştirmektedir.
