2. Sınıf Hikayeleri

Yaprakların Arasında Saklanan Mavi Düğme

Defne, her sabah okula giderken aynı yoldan yürürdü. Fakat o gün, kaldırımın kenarında parlayan bir şey gördü. Eğilip baktığında bunun avuç içi kadar, masmavi bir düğme olduğunu fark etti. Düğmenin üzerinde küçük bir yıldız işareti vardı. Defne onu cebine koydu ve ders bitince sahibini bulmaya karar verdi.

Öğretmeni Leyla Hanım, o gün sınıfa eski eşyaların nasıl anıları sakladığını anlatıyordu. Defne, cebindeki düğmeyi düşünürken birden hafif bir tıkırtı duydu. Sanki düğme, sırasının içinde minik bir kalple atıyordu. Tık, tık, tık! Defne elini cebine götürdü. Düğme ısınmıştı.

Teneffüste okulun arka bahçesine çıktı. Bahçede kullanılmayan bir seranın yanında, yıllardır açılmayan ahşap bir kapı vardı. Defne düğmeyi kapının önüne yaklaştırınca mavi ışık ince bir çizgi gibi yere yayıldı. Kapının altından içeri süzülen ışık, yaprakların arasında kıvrılarak seranın arkasındaki çınar ağacına ulaştı.

Defne ışığın peşinden gitti. Çınarın altında kırık bir bank, yanında da üstü toprakla kaplanmış küçük bir teneke kutu duruyordu. Kutuyu dikkatle çıkardı. Kapağın üzerinde, düğmedeki yıldızın aynısı vardı. Defne kapağı açınca içinden renkli iplikler, birkaç tahta boncuk ve katlanmış bir kâğıt çıktı.

Kâğıtta şöyle yazıyordu: Bir şeyi kaybettiğinde yalnızca arama. Onun kime ne kattığını da hatırla. Defne cümleyi birkaç kez okudu. Kutudaki eşyalar çok eskiydi. Acaba bunlar kime aitti? O sırada çınarın dalları hışırdadı ve bir yaprak, yere doğru süzülerek okulun yanındaki küçük meydana uçtu.

Defne yaprağı izledi. Meydanda, duvarları solmuş bir kulübe vardı. Kulübenin önünde yaşlı saatçi Cemil Usta oturuyor, çalışmayan bir duvar saatini onarmaya uğraşıyordu. Defne mavi düğmeyi gösterince Cemil Usta’nın gözleri parladı.

“Bu düğmeyi yıllardır arıyorum,” dedi. “Ben çocukken kardeşim Nuri ile birlikte bu meydanda küçük bir yardım kulübesi kurmuştuk. İnsanlar ihtiyaç duydukları eşyaları alır, kullanmadıklarını başkaları için bırakırdı. Bir gün kulübenin tabelasını dikmek üzereyken düğmem kopmuştu. Sonra taşındık ve kulübe unutuldu.”

Defne, teneke kutudaki eşyaları uzattı. Cemil Usta şaşkınlıkla boncuklara baktı. “Bunlar tabelayı süslemek için hazırladığımız şeylerdi,” diye fısıldadı. Defne, kulübenin hâlâ işe yarayabileceğini düşündü. İkisi birlikte okul müdürüne gittiler ve meydandaki küçük kulübeyi yeniden açmak için izin istediler.

Ertesi gün Defne arkadaşlarına olanları anlattı. Zeynep evindeki fazla defterleri, Aras temiz oyuncaklarını, Mina ise kullanmadığı renkli kalemleri getirdi. Leyla Hanım da raflar ve kutular hazırladı. Çocuklar kulübeyi temizleyip duvarına büyük harflerle Paylaşım Köşesi yazdılar. Mavi düğmeyi de tabelanın ortasına diktiler.

İlk gün kulübeye gelen herkes biraz şaşırdı. Bir çocuk hikâye kitabı aldı, karşılığında büyümüş olduğu patenlerini bıraktı. Bir başka çocuk, eksik kalemlerini tamamladı ve yerine kendi yaptığı ayraçları koydu. Çok geçmeden meydan, birbirine yardım eden çocukların neşeli sesleriyle doldu.

Cemil Usta, eski saatini de onardı. Saat yeniden çalışınca meydanda her saat başı tatlı bir çınlama duyuldu. Defne o sesi işittiğinde, iyiliğin de saat gibi durmadan ilerlediğini düşündü. Mavi düğme artık onun cebinde değildi; herkesin görebileceği bir yerde, paylaşmanın kalbinde parlıyordu.

O günden sonra Defne, kaybolan bir eşyanın ardında bazen unutulmuş bir anı, bazen de yeniden başlayabilecek güzel bir iş bulunduğunu hiç unutmadı. Meydandaki küçük kulübe ise köyün en sevilen yeri oldu. Çünkü oraya gelen herkes yalnızca bir eşya almıyor, mutlaka başka birine bırakacak bir iyilik de götürüyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu