Tuna’nın Cebindeki Küçük Merdiven

Tuna, küçük bir köy okulunda okuyan neşeli bir çocuktu. Okula giderken taşları saymayı severdi. Bir, iki, üç… Her taşın farklı bir şekli vardı. Kimi yuvarlaktı, kimi sivriydi. Tuna, taşlara kendi adlarını verirdi.
Bir sabah ayakkabısını giyerken cebinde sert bir şey hissetti. Elini cebine soktu. İçinden minicik bir merdiven çıktı. Merdiven tahta değildi. Gümüş gibi parlıyordu. En fazla bir parmak boyundaydı.
Tuna merdiveni avucuna aldı. O sırada merdiven hafifçe titredi.
“Beni doğru yere götür,” diye ince bir ses duyuldu.
Tuna şaşırdı. Etrafına baktı. Odada kimse yoktu.
“Sen mi konuştun?” diye sordu.
Merdiven bir kez daha sallandı.
“Evet. Ben Yardım Merdiveni’yim. Birinin ulaşamadığı bir yere uzanırsam büyürüm.”
Tuna’nın gözleri parladı. Merdiveni cebine koydu ve okula koştu. Öğretmeni Zerrin Hanım, sınıfa yeni bir kitaplık getirmişti. Kitaplığın en üst rafına güzel bir masal kitabı koymuştu.
Tuna kitaba uzandı. Boyu yetmedi. Tam o anda cebindeki merdiven dışarı çıktı. Önce bir parmak, sonra bir karış kadar büyüdü. Tuna onu yere koydu. Merdiven, rafın yanına kadar uzandı.
Tuna kitaba kolayca ulaştı. Sonra kitabı sınıftaki bütün arkadaşlarıyla paylaştı. Merdiven ise tekrar küçülüp cebine girdi.
“Demek iyilik yaptıkça büyüyorsun,” dedi Tuna.
Merdiven sessizce parladı.
Öğle arasında Tuna bahçeye çıktı. Sınıf arkadaşı Rüya, uçurtmasını ağacın alçak bir dalında görmüştü. Uçurtmanın ipi dala dolanmıştı. Rüya üzüldü. Tuna hemen Yardım Merdiveni’ni çıkardı.
Merdiven bu kez daha hızlı büyüdü. Tuna dalın yanına çıktı ve ipi çözdü. Uçurtma yeniden gökyüzüne yükseldi. Rüya sevinçle zıpladı.
“Teşekkür ederim, Tuna!”
Merdiven cebine döndüğünde biraz daha uzundu. Tuna, onun yalnızca elleri değil, kalpleri de yukarı çıkardığını düşündü.
Okul çıkışında Tuna, dere kenarında yaşlı bir değirmenci gördü. Değirmencinin sepeti yüksek bir duvarın arkasında kalmıştı. Adam sepete ulaşamıyordu. Tuna merdiveni uzattı. Fakat merdiven hiç büyümedi.
Tuna şaşırdı. Bir daha denedi. Yine olmadı.
Yaşlı değirmenci gülümsedi.
“Belki de bu kez senin çıkman yetmez,” dedi. “Bazen yardım etmek, işi tek başına yapmak değildir.”
Tuna bunu düşündü. Sonra çevresine baktı. Rüya oradaydı. Sınıftan iki arkadaşı da dere kenarına gelmişti. Tuna onlardan yardım istedi. Rüya merdiveni tuttu. Bir arkadaşı duvarın yanına taş koydu. Diğer arkadaşı sepeti çekti.
Hep birlikte sepeti aldılar.
O anda Yardım Merdiveni ışık saçtı. Basamakları çoğaldı. Merdiven, duvardan gökyüzüne kadar uzandı. Fakat kimse gökyüzüne çıkmadı. Çünkü artık herkes şunu anlamıştı: En sağlam merdiven, birlikte kurulan merdivendi.
Yaşlı değirmenci sepetinden üç sıcak çörek çıkardı. Çörekleri çocuklara verdi.
“Bu çörekler paylaşılınca daha lezzetli olur,” dedi.
Tuna, Rüya ve arkadaşları çörekleri bölüştü. Son lokmayı da değirmenciye ayırdılar.
Akşam Tuna eve dönerken merdiven cebinde sessizce parlıyordu. Onu masanın üzerine koydu. Ertesi sabah merdiven yoktu. Yerinde küçük bir not vardı:
“Beni arama. Yardıma ihtiyacı olan birini gördüğünde elini uzat. Ben orada büyürüm.”
Tuna notu dikkatle katladı. O günden sonra okulda bir arkadaşının çantasını taşıdı, yere düşen kalemleri topladı ve anlamadığı ödevleri sormaktan hiç çekinmedi.
Bir gün sınıftaki herkes el ele verip yüksek bir kitaplık yaptı. Tuna, cebinde hafif bir ışık hissetti. Gülümsedi. Çünkü küçük merdiven artık yalnızca onun cebinde değil, bütün sınıfın iyiliğinde yaşıyordu.