Suna’nın Cebindeki Minik Bahar

Suna, küçük bir mahallede yaşayan neşeli bir kızdı. Her sabah erkenden uyanırdı. Penceresini açar, kuşları dinlerdi. Sonra çantasını alıp okula giderdi.
Bir gün annesi, eski bir ceketi ayırıyordu. Ceketin cebinden minicik, yuvarlak bir şey düştü. Suna onu hemen eline aldı. Bu, üzerinde sarı bir nokta bulunan kahverengi bir tohumdu.
“Bu tohumu nereye ekebilirim?” diye sordu.
Annesi gülümsedi. “Güneş gören, temiz bir yer bul. Sonra ona su vermeyi unutma,” dedi.
Suna, evlerinin önündeki boş saksıyı seçti. Saksıya yumuşak toprak doldurdu. Küçük tohumu içine bıraktı. Üzerini dikkatle kapattı. Sonra biraz su verdi.
Her sabah saksının yanına oturdu. Toprağa baktı. İlk gün hiçbir şey olmadı. İkinci gün de olmadı. Üçüncü gün Suna biraz sabırsızlandı.
“Belki de bu tohum uyumayı seviyor,” dedi.
O sırada yan komşuları Efe geldi. Efe’nin elinde tahta bir kaşık vardı. Bahçedeki kedisi Pati için küçük bir mama kabı yapıyordu.
“Tohumun büyümedi mi?” diye sordu.
“Henüz değil,” dedi Suna. “Ama bekleyeceğim.”
Efe, Suna’nın yanına oturdu. İki çocuk saksıya birlikte baktı. Tam o sırada rüzgâr çıktı. Saksının içindeki toprak hafifçe sallandı. Sarı noktalı tohum parladı.
“Gördün mü?” diye bağırdı Efe.
Suna başını salladı. Fakat tohum yine sessiz kaldı.
Ertesi gün Suna okula gitti. Öğretmeni çocuklara iyilik kutusundan söz etti. Her çocuk, yaptığı güzel bir davranışı küçük bir kâğıda yazacaktı.
Suna düşündü. Teneffüste yalnız duran Arda’nın yanına gitti. Arda, oyun kurmayı bilmiyordu. Suna onu kendi oyunlarına çağırdı. Arda çok sevindi. Birlikte top oynadılar.
Okuldan dönünce Suna saksıya su verdi. Bu kez toprağın içinden incecik yeşil bir filiz çıktı.
“Demek iyilikleri seviyorsun,” dedi Suna.
Günler geçti. Suna her gün bir iyilik yaptı. Bir gün yaşlı komşusu Nermin Teyze’nin poşetlerini taşıdı. Başka bir gün, yere düşen kitapları topladı. Bir sabah da yağmurdan ıslanan küçük bir kuş için kutudan yuva hazırladı.
Her iyiliğin ardından filiz biraz daha büyüdü. Önce iki yaprak açtı. Sonra gövdesi uzadı. Saksıdan renkli, yuvarlak tomurcuklar yükseldi.
Bir sabah Suna uyandığında mahallede tuhaf bir sessizlik vardı. Fırının önündeki insanlar konuşmuyordu. Çocuklar oyun oynamıyor, herkes yorgun görünüyordu. Gece boyunca yağan yağmur, birçok kişinin planını bozmuştu.
Suna saksıya baktı. Bitkinin tomurcukları kapalıydı.
“Bugün daha büyük bir iyilik yapmalıyım,” diye düşündü.
Suna, Efe’yi çağırdı. Birlikte mahallede dolaştılar. Fırıncıya ekmek taşımada yardım ettiler. Nermin Teyze’nin penceresine çiçek koydular. Arda ile birlikte çocuklara kâğıttan uçak yapmayı öğrettiler.
Sonra bütün çocuklar, boş arsayı temizlemek için el ele verdi. Kimse arkadaşını geride bırakmadı. Herkes küçük bir iş yaptı. Kimi taşları topladı. Kimi çöpleri ayırdı. Kimi de yeni çiçekler için yer açtı.
Akşam olunca mahalle değişmiş gibiydi. İnsanlar birbirine teşekkür etti. Çocukların yüzü güldü. Tam o anda Suna’nın saksısından yumuşak bir ışık yayıldı.
Tomurcuklar birer birer açıldı. İçlerinden renkli kâğıt yapraklara benzeyen çiçekler çıktı. Her çiçeğin ortasında küçük bir gülümseme şekli vardı.
Rüzgâr esince çiçekler tatlı bir ses çıkardı. Bu ses, herkese neşeli bir şarkı gibi geldi. Mahalledeki insanlar saksının çevresinde toplandı.
“Bu çiçeklerin adı ne olsun?” diye sordu Efe.
Suna, arkadaşlarına baktı. “Bence adı Bahar Gülümsemesi olsun,” dedi.
O günden sonra boş arsa, güzel bir oyun bahçesine dönüştü. Herkes oraya bir çiçek dikti. Çocuklar bitkileri suladı. Büyükler banklar yaptı. Mahallede biri üzülünce, diğerleri hemen yanına gitti.
Suna da sarı noktalı tohumu sakladığı eski saksıya her sabah baktı. Artık biliyordu: Bazı tohumlar yalnızca suyla büyümezdi. Sevgi, sabır ve iyilik de onlara güç verirdi.
O gün Suna, cebinde taşıdığı küçük tohumun aslında bir sır sakladığını anladı. En güzel bahar, insanların birbirine iyi davrandığı yerde başlardı.