Fantastik Masallar

Göğün Sessiz Katındaki Renk Anahtarı

Yeryüzünden çok uzakta, bulutların üzerine kurulmuş Işıkova adında bir şehir vardı. Bu şehirde evlerin çatısı yıldız kabuklarından, yolları ise yumuşak ay ışığından yapılırdı. Her sabah gökyüzünün yedi rengi, şehrin ortasındaki Büyük Çan’ın sesiyle uyanır; turuncu fırınların bacalarına, yeşil bahçelere, mor kuşların kanatlarına ve mavi nehirlere dağılırdı.

Işıkova’da yaşayan Nira, gökyüzü haritaları çizen meraklı bir çocuktu. Bir sabah penceresini açtığında tuhaf bir şey gördü: Ufuk bembeyazdı. Ne pembe bir bulut, ne sarı bir ışık, ne de mor bir kuş görünüyordu. Büyük Çan da suskundu. Şehirdeki renkler silinmiş, her şey gümüş rengine dönmüştü.

Nira hemen harita sandığını açtı. Sandığın en altında, yalnızca büyük sıkıntılarda parlayan ince bir pusula duruyordu. Pusulanın ibresi gökyüzünü gösterdi ve üç kez tıkırdadı. Nira, büyükannesinin anlattığı eski bir sırrı hatırladı: Renkler kaybolduğunda, göğün sessiz katında saklanan Renk Anahtarı bulunmalıydı. Ancak o anahtar, onu arayanın en çok istediğini değil, başkalarına verebileceği şeyi gösterirdi.

Nira, yumuşak bulutlardan dikilmiş pelerinini giyip yola çıktı. Şehrin dışındaki görünmez merdivene bastığında basamaklar birer birer belirmeye başladı. İlk basamakta rüzgârın bekçisi Veyra duruyordu. Veyra’nın saçları ince bulut şeritlerinden oluşuyordu.

“Sessiz kata çıkmak istiyorsan bana en değerli eşyayı vermelisin,” dedi.

Nira, cebindeki gümüş düğmeyi düşündü. Bu düğme, babasının ona diktiği ilk pelerinden kalmıştı. Yine de düğmeyi Veyra’ya uzattı. Rüzgâr bekçisi gülümsedi ve düğmeyi bir bulutun kenarına dikti. Bulut, küçük bir yelken gibi açıldı. Böylece merdiven yukarı doğru uzadı.

İkinci basamakta, yüzlerce kâğıt kanatlı minik kuş Nira’nın yolunu kesti. Kuşların hiçbirinin sesi çıkmıyordu. Meğer renkleri değil, şarkıları da kaybolmuştu. Nira harita defterinden boş bir sayfa kopardı. Sayfaya bildiği en neşeli ezgiyi yazdı. Kâğıt kuşlar notaları gagalarıyla aldı ve onları gökyüzüne bıraktı. Bir anda ince, tatlı bir melodi duyuldu. Kuşlar yana çekilince ikinci merdiven de göründü.

Üçüncü basamakta, gövdesi camdan yapılmış yaşlı bir dev bekliyordu. İçinde tek bir ışık yanıyordu.

“Beni geçmek için bana cesaretini anlat,” dedi dev.

Nira başını salladı. “Cesaretim yokmuş gibi davranmayacağım. Korkuyorum. Ama şehirdeki herkesin renklerini geri istediğini biliyorum. Bu yüzden korksam da devam edeceğim.”

Dev, bu sözleri duyunca göğsündeki ışığı açtı. Cam gövdesinin içinde gümüş bir kapı belirdi. Kapının ardında sessiz kat uzanıyordu.

Sessiz kat, bulutların da üzerinde duran büyük bir boşluktu. Burada ne rüzgâr eser ne de yıldızlar parlar, fakat söylenmemiş dilekler havada küçük kıvılcımlar gibi süzülürdü. Nira, boşluğun ortasında yedi kilitli bir sandık gördü. Sandığın üzerinde şu yazı vardı: “Anahtar, tek bir kişinin elinde duramaz.”

Nira cebini yokladı. Gümüş düğmesini vermiş, harita sayfasını paylaşmış, korkusunu saklamamıştı. Fakat yine de sandık açılmıyordu. O sırada şehirden yükselen sessizliği hissetti. İnsanlar, evlerinin önünde bekliyor; çocuklar renksiz uçurtmalarına bakıyor; fırıncılar turuncu ekmekleri özlüyordu.

Nira ellerini gökyüzüne uzattı ve şehrin bütün güzel anılarını düşünerek yüksek sesle konuştu: “Bu renkler yalnızca benim değil. Onları herkesin gülüşüne, bahçesine ve düşüne geri vermek istiyorum.”

Sözleri biter bitmez yedi kilit aynı anda açıldı. Sandığın içinden altın bir anahtar değil, yedi küçük ışık çıktı. Işıklar Nira’nın çevresinde dönüp aşağıya, Işıkova’ya doğru süzüldü. Sarı ışık güneşi uyandırdı, mavi ışık nehirlere aktı, yeşil ışık bahçelere kondu. Diğer renkler de evlere, kuşlara ve insanların yanaklarına geri döndü.

Büyük Çan yeniden çaldığında sesi her zamankinden daha güzel geldi. Nira şehre döndüğünde herkes onu alkışlamak istedi. O ise gümüş düğmenin dikildiği bulutu gösterdi.

“Renk Anahtarı bende değildi,” dedi. “Hepimizin paylaştığı şeylerin içindeydi.”

O günden sonra Işıkova’da her çocuk, başkasına verebileceği küçük bir iyiliği gökyüzüne bırakmaya başladı. Kimi bir şarkı, kimi bir oyuncak, kimi de cesaret veren bir söz verdi. Bulutların üzerinde yeni renkler doğdu. Nira ise haritalarına artık yalnızca yolları değil, iyiliklerin birbirine bağladığı görünmez köprüleri de çizmeye başladı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu