Fantastik Masallar

Yankıların Beslediği Gümüş Tohum

Uzaklardaki Zümrüt Kemer Vadisi’nde, insanların söyledikleri her sözün gökyüzünde küçük bir meyveye dönüştüğü anlatılırdı. Neşeli kahkahalar altın kirazlar, güzel dilekler pembe erikler, içten söylenen teşekkürler ise ışıl ışıl üzümler olurdu. Vadide yaşayanlar bu meyveleri toplar, kış boyunca iyiliklerini hatırlamak için saklardı.

Vadinin en meraklı çocuğu Lora’ydı. Lora’nın saçları gece mavisi, gözleri taze fındık rengindeydi. Onu diğer çocuklardan ayıran şeyse sesleri duyma biçimiydi. O, yalnızca konuşulanları değil, söylenmeden önce kalplerde oluşan sözleri de işitirdi. Birinin yardım etmek istediğini, bir kuşun yağmurdan önce şarkı söylemeye hazırlandığını anlayabilirdi.

Bir sabah Lora, vadinin ortasındaki Yankı Kuyusu’na gittiğinde tuhaf bir sessizlik fark etti. Kuyunun çevresinde eskiden binlerce ses dolaşır, taş duvarlara çarpıp renkli meyvelere dönüşürdü. O günse ne bir kahkaha yükseliyor ne de bir dilek parlıyordu. Sadece kuyunun dibinden incecik bir tıkırtı geliyordu.

Lora kovasını kuyuya sarkıttı. Kovanın içinde su yerine gümüş renkli bir tohum belirdi. Tohum, avucunda hafifçe titredi ve fısıldadı: “Beni Sessiz Tepeler’in ardındaki Eski Bahçe’ye götür. Yankıların kalbi orada uyuyor.”

Lora, yolculuk için küçük bir çanta hazırladı. İçine üç ballı çörek, bir yün atkı ve babaannesinin verdiği bakır pusulayı koydu. Pusula kuzeyi değil, doğru niyeti gösterirdi. Lora vadiden ayrılırken ona arkadaşlık etmek isteyen minik bir gölge kuşu da çantasının üzerine kondu. Kuşun adı Piri’ydi ve yalnızca dürüst sözler söylüyordu.

İlk olarak Fısıltı Köprüsü’ne vardılar. Köprüden geçmek için herkesin korktuğu bir şeyi yüksek sesle söylemesi gerekiyordu. Lora, “Yanlış yapmaktan korkuyorum,” dedi. Köprü ışıklandı ve sağlamlaştı. Piri de “Bazen yalnız kalmaktan korkuyorum,” diye ekledi. Bunun üzerine köprünün taşları, ikisini rahatça karşı kıyıya taşıdı. Lora, korkuyu saklamak yerine paylaşmanın insanı küçültmediğini anladı.

Daha sonra önlerine üç kapılı bir mağara çıktı. Birinci kapının üstünde “En hızlı yol”, ikincisinde “En kolay yol”, üçüncüsünde ise “En doğru yol” yazıyordu. Lora, pusulayı avucunda tuttu. İbre üçüncü kapıyı gösterdi. İçeride yol oldukça uzun ve taşlıydı; fakat her adımda yerde unutulmuş küçük sesler buldular. Bir çocuğun yarım kalmış ninnisi, yaşlı bir bahçıvanın şükran cümlesi ve bir serçenin sabah ötüşü… Lora hepsini dikkatle dinledi. Dinledikçe tohum daha parlak oldu.

Sonunda Eski Bahçe’ye ulaştılar. Bahçenin ortasında dev bir ağaç duruyordu. Dallarında meyve yerine kapalı kulaklara benzeyen gümüş yapraklar vardı. Ağacın gövdesindeki çatlakta, ince yüzlü bir bahçe bekçisi oturuyordu. Bekçinin adı Mena’ydı. Mena, “Yankıların kalbi uyanmak için güçlü bir söz değil, karşılık beklemeyen bir iyilik arıyor,” dedi.

Lora çantasındaki son çöreği çıkardı. Çöreği Mena’ya uzatmak üzereyken bahçenin kenarında susuzluktan başını eğmiş solgun bir çiçek gördü. Hiç düşünmeden çöreği ikiye böldü, bir parçasını Mena’ya verdi, diğer parçasını ufalayıp çiçeğin köklerine serpti. Ardından avucundaki gümüş tohumu toprağa bıraktı. Tohum, iyiliğin sesini duymuştu.

Toprakta önce küçük bir çatlak oluştu. Sonra gümüş bir filiz yükseldi, dalları göğe uzandı ve bütün bahçeyi aydınlattı. Ağaçtaki kapalı yapraklar birer birer açıldı. İçlerinden vadinin kaybolmuş sesleri çıktı: kahkahalar, türküler, dilekler ve teşekkürler… Sesler gökyüzüne yükselerek rengârenk meyvelere dönüştü.

Lora eve döndüğünde Zümrüt Kemer Vadisi yeniden canlanmıştı. Ancak o günden sonra herkes sözlerini daha dikkatli seçti. Çünkü vadililer, her sesin bir iz bıraktığını öğrenmişti. Lora ise Yankı Kuyusu’nun yanına gümüş filizden küçük bir dal dikti. Dal her sabah yeni bir yaprak açıyor, yaprakların üzerinde şu cümle parlıyordu: “İyilik, duyulmasa bile dünyayı değiştirir.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu