Değerler Eğitimi Hikayeleri

Üçüncü Sepetteki Işık

Gökçeova’da her yıl ilkbaharın gelişini kutlamak için Renkli Pazar kurulurdu. Köyün çocukları evlerinde hazırladıkları yiyecekleri, oyuncakları ve küçük el işlerini meydana getirir; herkes birbirinin emeğine hayranlıkla bakardı. Bu yıl pazarın en sevilen köşesi, yaşlı bahçıvan Suna Nine’nin getirdiği üç tahta sepetin bulunduğu yerdi. Suna Nine, sepetlerin içine henüz kimsenin görmediği özel tohumlar koyacağını söylemişti.

Köyde yaşayan Narin, meraklı ve dikkatli bir çocuktu. Pazar sabahı Suna Nine’nin sepetlerini taşımaya yardım ederken çimenlerin arasında parlayan minicik bir şey gördü. Eğilip baktığında bunun, kabuğu ay ışığı gibi ışıldayan yuvarlak bir tohum olduğunu fark etti. Tohumu avucuna alınca içinden sıcacık bir parıltı yayıldı.

Narin hemen Suna Nine’ye koştu. “Bu tohum sizin mi?” diye sordu. Suna Nine gülümsedi. “Üç sepet için üç tohum hazırlamıştım. Biri düşmüş olmalı. Fakat hangi sepete ait olduğunu anlayamayız; çünkü tohumların her biri aynı görünüyor.”

Narin, ışıklı tohumu cebine koyup bir süre düşündü. Onu kendi bahçesine dikerse belki kocaman bir çiçek açacak, herkes de Narin’in ne kadar şanslı olduğunu konuşacaktı. Tam o sırada meydanda çocukların hazırladığı yiyecekleri gördü. Bazıları küçücük bir kurabiye getirirken bazıları büyük bir kek yapmıştı. Ama herkes sofrada bir yer bulsun diye yiyeceklerini paylaşmaya hazırlanıyordu.

Narin, cebindeki tohumu avucunda çevirdi. “Bu yalnızca benim şansım olmamalı,” diye düşündü. Sonra Suna Nine’nin yanına giderek gerçeği anlattı. Tohumu saklayabileceğini, hatta onu evine götürmeyi düşündüğünü söyledi. Suna Nine, Narin’i azarlamak yerine başını salladı. “Dürüst olmak, doğruyu söylemekle başlar. Şimdi bu güzel tohumu ne yapacağımıza birlikte karar verebiliriz,” dedi.

Üç sepetin her birinde farklı bir köy çocuğunun emeği vardı. Birinci sepeti masaları düzenleyen Aras, ikinci sepeti bütün gün çiçek toplayan Beliz, üçüncü sepeti ise sessizce herkese su taşıyan Yaman hazırlamıştı. Suna Nine, tohumun hangi sepete ait olduğunu bulmak için onları çağırdı. Aras, Beliz ve Yaman tohumu dikkatle inceledi. Hiçbiri “Kesinlikle benimdir,” demedi. Çünkü tohumu kimin bulduğundan çok, onun köye ne katacağıyla ilgileniyorlardı.

Birlikte karar verip tohumu üç sepetin tam ortasındaki boş toprağa diktiler. Ancak ışıklı tohum hemen filizlenmedi. Çocuklar ilk gün toprağı suladı, ikinci gün de bekledi. Üçüncü gün bazıları sabırsızlanıp toprağı kazmayı önerdi. Narin onları durdurdu. “Suna Nine, bazı şeylerin büyümesi için zaman gerektiğini söylemişti. Ona iyi bakacağız ama acele etmeyeceğiz,” dedi. Her gün sırayla su verdiler, çevresindeki taşları temizlediler ve küçük filizin ezilmemesi için tahta çubuklardan bir çit yaptılar.

Bir hafta sonra toprağın ortasından incecik bir sap yükseldi. Sapın üzerinde üç yaprak açıldı. İlk yaprak Aras’ın sepetindeki renkler gibi kırmızı, ikincisi Beliz’in çiçekleri gibi sarı, üçüncüsü Yaman’ın taşıdığı su gibi berraktı. Çocuklar filizin yalnızca bir kişiye değil, herkesin emeğine ait olduğunu anladı.

Filiz büyüdükçe köy meydanı da değişti. Kırmızı yaprakların altında insanlar birbirine yardım etmeyi, sarı yaprakların yanında sabırla beklemeyi, berrak yaprakların gölgesinde ise doğruyu söylemeyi öğrendi. Bir sabah filiz, dalları ışıkla dolu büyük bir ağaca dönüştü. Meydandaki üç sepetin her birine birer meyve bıraktı. Meyvelerin içinde yeni tohumlar vardı.

Narin, bu tohumları tek başına saklamadı. Köydeki bütün çocuklarla paylaştı. Her çocuk bir tohum dikti ve bakımını üstlendi. Gökçeova’da kısa zamanda ışıklı ağaçlardan oluşan küçük bir bahçe büyüdü. Suna Nine, bahçenin kapısına şu cümleyi astı: “Paylaşılan iyilik, sabırla büyür; dürüstlükle ışık saçar.” Narin ise her bahçeye baktığında, en güzel şeylerin tek bir kişinin elinde değil, herkesin sorumluluk aldığı yerde filizlendiğini hatırladı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu