Ay Işığını Biriktiren Kretase Bahçesi

Uzak bir vadide, yaprakları gökyüzüne değen eğrelti otlarının arasında Limon adında genç bir Stegosaurus yaşardı. Limon’un sırtındaki plakalar ötekilerden farklıydı; gündüzleri güneş ışığını toplar, akşamları da solgun bir gümüş gibi parıldardı. Bu yüzden sürüdeki yavru dinozorlar onu çok sever, uyku vakti yaklaşınca çevresinde toplanıp ışıklı plakalarını seyrederek masallar dinlerdi.
Bir sabah vadinin üzerinden ağır, mor bulutlar geçti. Güneş üç gün boyunca görünmedi. Gece olunca ay da bulutların ardında saklandı. Dinozorlar patikalarını bulamaz, meyve ağaçlarına giden yolları karıştırır oldu. Küçükler yuvalarından çıkmaya çekiniyor, yaşlı dinozorlar da vadinin sessizleşmesine üzülüyordu. Limon plakalarını parlatmayı denedi, fakat içlerindeki ışık yalnızca birkaç adım ötesini aydınlatabildi.
O sırada Limon’un en yakın arkadaşı Piko, genç bir Parasaurolophus, uzun gagasını göğe kaldırıp dikkatle dinledi. “Bulutların üzerinde rüzgâr hızlı esiyor,” dedi. “Belki ay ışığı orada birikiyordur. Onu aşağıya getirebilirsek vadimiz yeniden aydınlanır.” Limon bu fikri çok sevdi. Ancak bulutların üzerine çıkmak için yüksek Koca Sedir’in tepesine ulaşmaları gerekiyordu.
İki arkadaş yola koyuldu. Onlara kabuğu sağlam bir Ankylosaurus olan Tombik, uzakları görebilen küçük bir Pterozor olan Vira ve dalları kolayca aşan uzun boyunlu Badem de katıldı. Yolun başında, yağmurdan şişmiş bir dereyle karşılaştılar. Tombik kuyruğuyla yere geniş bir çukur açtı, Badem düşen kütükleri boynuyla taşıdı, Vira da güvenli taşları yukarıdan seçti. Böylece dinozorlar dereyi geçebilecek küçük bir köprü kurdular.
Bir süre sonra önlerine dikenli çalılarla kaplı dik bir yamaç çıktı. Limon, plakalarını çalılara sürtmeden ilerlemeye çalışırken bir dalın arasına sıkıştı. Piko hemen neşeli bir ezgi üfledi. Vadide yankılanan ses, çalıların arasındaki minik kuşları uyandırdı. Kuşlar dalları gagalarıyla araladı ve Limon kurtuldu. “Tek başına güçlü olmak güzel,” dedi Limon, “ama birlikte düşünmek çok daha parlak bir ışık yakıyor.”
Sonunda Koca Sedir’in tepesine vardılar. Vira, bulutların üstünde mavi bir ışıltı gördü. Gerçekten de ay ışığı, rüzgârın yavaşladığı bir çukurda toplanmış, minicik gümüş damlalara dönüşmüştü. Fakat damlalar yukarıda asılı duruyordu. Hiçbiri onlara yetişemiyordu.
Badem uzun boynunu uzattı, Piko en yüksek sesini kullandı, Vira kanatlarını çırparak rüzgâr oluşturdu, Tombik de ağacın köklerini sağlamlaştırdı. Limon ise sırtındaki plakaları göğe çevirdi. Dört arkadaşın çabası birleşince gümüş damlalar usulca aşağı süzüldü. Limon’un plakalarına değen her damla, küçük bir yıldız gibi parladı. Ardından ışık, sedirin dallarından geçerek vadinin dört yanına yayıldı.
Mor bulutlar da bu güzelliği görünce hafifledi. Rüzgâr onları uzak tepelere taşıdı ve ay yeniden gökyüzünde belirdi. Vadi, hem ay ışığıyla hem de Limon’un parlayan plakalarıyla aydınlandı. Dinozorlar sevinçle patikaları dolaştı; kayıp yuvalar bulundu, meyve ağaçlarının yolu yeniden öğrenildi.
Ertesi sabah herkes Koca Sedir’in çevresine küçük çiçekler dikti. Limon, geceleri ışığını vadinin ortasında değil, karanlıkta kalan yerlere yönlendirmeyi öğrendi. Piko da her akşam farklı bir ezgi çaldı. Böylece dinozor masalları arasında anlatılacak yeni bir gelenek doğdu: Bir yerde ışık azaldığında, herkes elindeki küçük iyiliği ortaya çıkaracaktı. Çünkü vadideki dinozorlar artık biliyordu ki en parlak geceler, tek bir ışığın değil, dostların birlikte parlayan yüreklerinin eseriydi.




