İbretlik Hikayeler

Çınar Tohumunun Beklediği Gün

Uzak tepelerin arasında, sabahları kuş sesleriyle uyanan küçük Ilgınköy’de Aras adında meraklı bir çocuk yaşardı. Aras’ın aklına güzel bir düşünce geldiğinde hemen gerçekleşmesini isterdi. Bir uçurtma yaparsa gökyüzüne anında yükselsin, bir kitap okumaya başlarsa bütün sırlarını ilk sayfada anlatsın, diktiği çiçek de ertesi sabah kocaman açılsın isterdi. Köyün yaşlı bahçıvanı Duruşen Dede ise ona sık sık, “Bazı güzellikler aceleye gelmez,” derdi.

Bir gün Duruşen Dede, köy meydanının kenarındaki taş duvarı onarırken cebinden küçük, kahverengi bir tohum çıkardı. Tohumu avucunda dikkatle tutup Aras’a uzattı.

“Bu, yüzyıllar yaşayabilecek bir çınarın tohumu,” dedi. “Onu köyün girişine dik. Toprağını hazırla, suyunu ver ve sabırla bekle. Bu ağaç büyüdüğünde gölgesinde nice çocuk dinlenecek.”

Aras’ın gözleri parladı. “Ne zaman büyür?” diye sordu.

“İlk filizi birkaç hafta içinde görebilirsin. Ama güçlü dallar için yıllar gerekir.”

Aras’ın yüzü düştü. Yıllar ona çok uzun gelmişti. Yine de tohumu aldı ve köyün girişine koştu. Toprağı kazdı, tohumu yerleştirdi, üzerini örttü. Sonra küçük bir testiyle su döktü. Ertesi sabah erkenden uyandığında toprağın üzerinde kocaman bir çınar görmeyi umuyordu. Fakat yerde yalnızca sessiz toprak vardı.

Üç gün boyunca her sabah aynı şeyi yaptı. Dördüncü gün sabırsızlanıp toprağı parmağıyla eşeledi. Tohum hâlâ oradaydı. “Belki de bu tohum büyümeyi bilmiyor,” diye söylendi.

O sırada köyün tüccarı Mervan oradan geçiyordu. Aras’ın elindeki tohumu görünce gülümsedi.

“Bunu bana ver,” dedi. “Benim seramda özel bir karışım var. Tohumlar orada bir gecede filizlenir.”

Aras, Duruşen Dede’nin uyarısını hatırladı ama sabırsızlığı daha ağır bastı. Tohumu tüccara verdi. Mervan da ona parlak bir cam bilye uzattı.

Aras, bilyeyi güneşte çevirerek eve döndü. O gece uyurken bir türlü rahat edemedi. Çünkü elindeki bilye ne kadar güzel olursa olsun, bir ağacın geleceği değildi. Sabah olduğunda tüccarın serasına gitti. İçeride saksılar, renkli şişeler ve ağır kokulu sıvılar vardı. Mervan, tohumu sıcak bir kaba koymuş, üzerine koyu renkli bir karışım dökmüştü.

“Bak, birazdan çatlayacak,” dedi.

Gerçekten de tohumun kabuğu çatladı. İçinden minicik, solgun bir filiz çıktı. Aras sevinmek istedi ama filiz eğri büğrüydü ve yaprakları hemen sararmaya başladı. Birkaç dakika sonra başını yana düşürdü.

Aras’ın içi burkuldu. “Ben onu beklemeliydim,” diye fısıldadı.

O sırada seraya giren Duruşen Dede, çocuğun yanına oturdu. Aras olanları dürüstçe anlattı ve özür diledi. Dede kızmadı. Yalnızca solmuş filize bakarak, “Hızlı görünen her sonuç, iyi bir sonuç değildir,” dedi. “Bir tohumu uyandırmak başka, onu yaşatmak başkadır.”

Aras, Mervan’ın verdiği cam bilyeyi tüccara geri götürdü. Sonra Duruşen Dede’den yeni bir tohum istedi. Bu kez köy girişindeki toprağı daha derin kazdı. İçine biraz kompost koydu, çevresine taşlarla küçük bir çember yaptı. Her sabah toprağın nemini kontrol etti; çok kuruduğunda su verdi, yağmur yağdığında ise gereksiz yere sulamadı. Tohumu yerinden çıkarmamak için kendini zor tuttu.

Günler haftalara, haftalar aylara dönüştü. Aras bu sırada başka şeyleri de öğrendi. Sepet örmeyi denedi, ilk sepeti yamuk olunca yeniden yaptı. Kırılan değirmen kanadını onarmayı öğrendi. Bir işi hemen bitiremese de vazgeçmemeye başladı.

Bir bahar sabahı, toprağın ortasında incecik yeşil bir filiz belirdi. Aras onu görünce sevinçten köy meydanına koşmadı. Önce diz çöküp toprağın çevresini temizledi, sonra Duruşen Dede’ye haber verdi. Dede geldiğinde filize uzun uzun baktı.

“İşte,” dedi, “sabırla korunan umut böyle görünür.”

Yıllar geçti. Filiz büyüyüp genç bir ağaca, genç ağaç da dalları gökyüzüne uzanan görkemli bir çınara dönüştü. Ilgınköy’ün çocukları onun gölgesinde oyun oynadı, yaşlıları serinlikte sohbet etti. Aras artık büyümüş bir delikanlıydı ve köyün en sevilen bahçıvanı olmuştu.

Bir gün küçük bir çocuk ona, “Bu ağaç ne kadar zamanda büyüdü?” diye sordu. Aras gülümsedi.

“Bir günde değil,” dedi. “Her gün biraz emekle, biraz dikkatle ve çokça sabırla büyüdü. İnsan da böyledir. Aceleyle parlayan şey çabuk sönebilir; emekle yetişen güzellik ise birçok kişiye gölge olur.”

O günden sonra köyde herkes, çınarın gölgesine oturduğunda aynı ibreti hatırladı: Sabır, yalnızca beklemek değil; beklerken doğru olanı yapmaya devam etmektir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu