Poyraz’ın Cebindeki Yuvarlak Güneş

Dağların eteğinde, evlerin pencerelerinde renkli saksılar duran küçük bir köy vardı. Bu köyde Poyraz adında meraklı bir çocuk yaşardı. Poyraz, yerde parlayan taşları, farklı şekilli yaprakları ve gökyüzünde süzülen bulutları incelemeyi çok severdi. Her sabah kahvaltısından sonra kırmızı çantasını sırtına takar, köyün çevresinde yeni bir şey keşfetmek için yürüyüşe çıkardı.
Bir gün, eski değirmenin yanında yuvarlak ve parlak bir taş buldu. Taş, güneş ışığına tutulunca içinden sıcak sarı bir renk yayıyordu. Poyraz taşı avucuna alınca eli ısındı.
Bu taşın bir sahibi olmalı, diye düşündü. Onu bulana kadar saklayacağım.
Poyraz, taşı çantasına koymak istedi ama taş çantanın içine girer girmez hafifçe vızıldadı. Sanki küçük bir arı kanat çırpıyordu. Poyraz şaşırdı, sonra taşı yeniden eline aldı. Bu kez taş, köyün arkasındaki kullanılmayan tepeye doğru parladı.
Tepeye çıkınca Poyraz, yabani otların arasında taş bir duvar gördü. Duvarın ardında eski bir bahçe vardı. Bahçede kurumuş dallar, boş kuş yuvaları ve toprağa gömülmüş küçük tahta levhalar bulunuyordu. Ortadaysa yaprakları tamamen dökülmüş büyük bir ağaç duruyordu.
O sırada bahçenin kapısında bastonuna dayanmış bir nine belirdi. Adı Narin Nine’ydi. Köydeki herkes onu tanır, fakat kimse tepedeki bahçeye neden artık gitmediğini bilmezdi.
“Burada ne arıyorsun, küçük gezgin?” diye sordu Narin Nine.
Poyraz, bulduğu taşı gösterdi. “Bunu değirmenin yanında buldum. Bana burayı gösterdi. Siz bu taşı tanıyor musunuz?”
Narin Nine’nin gözleri sevinçle parladı. “Bu, Güneş Tohumu. Yıllar önce bahçenin ortasındaki ağaca bırakılmıştı. Ağaç her bahar çiçek açar, çiçekleri köyün bütün çocuklarına neşe verirdi. Fakat bir yaz, bahçenin su kanalı taşlarla doldu. Ağaç susuz kaldı ve insanlar bahçeyi unutmaya başladı.”
Poyraz hemen işe koyulmak istedi. Ancak taşları tek başına kaldırmak kolay değildi. Önce köy meydanına koştu ve arkadaşlarını çağırdı. Nehir küçük bir kürek getirdi. Atlas, eski bir sepet buldu. Lale de annesinden renkli ipler alıp kırılan çitleri onarmak için geldi.
Çocuklar, Narin Nine’nin anlattığı eski su yolunu aramaya başladılar. Önce üç ayrı iz buldular. Birinin sonu çalılıkta, diğerinin sonu büyük bir kayanın yanında bitiyordu. Üçüncü iz ise bir karınca yuvasının çevresinden geçiyordu.
“Karıncalar her zaman yiyecek bulacakları yere gider,” dedi Nehir. “Belki su yolu da onların bildiği bir yere uzanıyordur.”
Çocuklar karıncaları incitmeden yuvalarının çevresini takip ettiler. Böylece toprağın altında kalan ince kanalı buldular. Kanalın ağzı küçük taşlarla kapanmıştı. Atlas taşları sepete doldurdu, Lale iplerle sepeti çekti, Poyraz ise küreği dikkatle kullandı. Narin Nine de onlara su kapları uzattı.
Bir süre sonra kanaldan şıpır şıpır su akmaya başladı. Su, bahçedeki kuru toprağa ulaştı. Poyraz, yuvarlak taşı ağacın dibindeki küçük çukura bıraktı. Taş toprağa değer değmez altın renkli bir ışık yayıldı. Işık, dalların arasında dolaştı ve ağacın en üst dalında minicik bir tomurcuk uyandırdı.
Herkes sessizce bekledi. Tomurcuk önce açıldı, sonra içinden turuncu, sarı ve pembe renklerde üç yaprak çıktı. Rüzgâr estikçe çiçekler birbirine dokunuyor, sanki tatlı bir melodi söylüyordu. Bahçedeki kuru dallar yeşermeye başladı. Boş kuş yuvalarına serçeler yerleşti. Toprağın altından mis kokulu naneler yükseldi.
Narin Nine, Poyraz’ın elini tuttu. “Sen taşı bulduğun için değil, onu kendine saklamadığın için bu bahçe yeniden uyandı,” dedi.
Poyraz gülümsedi. “Bahçe hepimizin. Onu birlikte koruyabiliriz.”
O günden sonra köy çocukları her hafta tepeye çıktı. Biri su kanalını temizledi, biri çiçekleri suladı, biri de yeni gelen kuşlar için yem bıraktı. Narin Nine onlara bahçenin eski öykülerini anlattı. Ağacın ilk çiçeği açtığında köyde büyük bir şenlik yapıldı.
Poyraz, Güneş Tohumu’nu yeniden avucuna almak istediğinde taş artık parlamıyordu. Çünkü görevini tamamlamış, sıcaklığını ağacın köklerine vermişti. Poyraz taşı bahçenin girişine bıraktı. Üzerine küçük bir tahta levha astılar:
İyilik, paylaşılınca kök salar.
O günden sonra tepe, köyün en sevilen yeri oldu. Poyraz ise her yeni keşfinde önce şu soruyu sordu: “Bunu yalnızca ben mi kullanmalıyım, yoksa herkesin neşesine dönüşebilir mi?”
Çünkü bazen küçücük bir taş, doğru kalbe emanet edildiğinde kocaman bir bahçeye dönüşebilirdi.




