Badem’in Gökyüzüne Ektiği Şarkı

Güneşin her sabah bal rengi ışıklar saçtığı Çıngıraklıdere Kasabası’nda Badem adında meraklı bir çocuk yaşardı. Badem, ceplerinde taş, yaprak ve düğme taşımayı çok severdi. Çünkü ona göre her küçük şeyin anlatacak güzel bir sırrı vardı. Bir sabah penceresini açtığında kasabada alışılmadık bir sessizlik duydu. Kuşlar ötüyor, arılar vızıldıyor, dere şırıldıyordu ama gökyüzünden hiç ses gelmiyordu.
Oysa Çıngıraklıdere’nin gökyüzü her gün incecik bir şarkı söylerdi. Şarkı duyulunca çiçekler başlarını kaldırır, değirmenin kanatları dönmeye başlar, fırından çıkan ekmekler mis gibi kokardı. O gün gökyüzü gri bir mendil gibi susuyordu. Badem, bu sessizliğe çok üzüldü. Hemen kırmızı çantasını aldı ve kasabanın en yaşlı ağacı Pırpır’ın yanına gitti.
Pırpır Ağacı’nın dalları, rüzgâr olmadığında bile hafifçe sallanırdı. Badem ağacın gövdesine elini koyup, “Gökyüzünün şarkısı nereye gitti?” diye sordu. Ağaç, yapraklarını üç kez hışırdattı. Sonra dallarından minicik, gümüş renkli bir tohum düştü. Tohumun üzerinde bir nota işareti vardı.
Badem tohumu avucuna alınca Pırpır’ın yaprakları yeniden hışırdadı. Sanki ağaç, “Bu tohumu gökyüzüne değil, paylaşmayı bilen bir kalbe ek,” diyordu. Badem ne demek olduğunu hemen anlayamadı. Tohumu toprağa dikti, üzerine su döktü ve bekledi. Fakat hiçbir şey olmadı. Bir filiz bile çıkmadı.
O sırada yanına sarı kanatlı arı Vızır geldi. Vızır, “Belki tohum su değil, güzel bir davranış bekliyordur,” dedi. Badem düşündü. Önce elindeki son elma dilimini, bankta oturan küçük Suna ile paylaştı. Tohum hafifçe parladı. Sonra çeşmenin başında ağır kovasını taşımaya çalışan Hasan Amca’ya yardım etti. Tohum bir kez daha ışıldadı.
Badem, gün boyunca iyilik yapmayı sürdürdü. Kaybolan mavi kurdeleyi sahibine verdi, yuvasından düşen serçeye kuru ot taşıdı ve oyun oynarken sırasını arkadaşına bıraktı. Her güzel davranışta tohum biraz daha büyüdü. Akşamüstü olduğunda avucunda minicik, gümüş yapraklı bir filiz vardı.
Ancak filizin şarkı söylemesi için bir şey eksikti. Badem bunu anlayınca bütün kasabayı meydana çağırdı. “Bu filiz tek bir kişinin iyiliğiyle büyümez,” dedi. “Herkes kalbinden bir güzel ses getirsin.” Suna neşeli bir kahkaha sundu. Hasan Amca tahta kaşığıyla yumuşak bir ritim tuttu. Fırıncı, ekmeklerin çıtırtısını dinletti. Vızır da kanatlarını usulca çırptı.
Sesler birbirine karışınca gümüş filiz köklerinden ayrılmadan uzamaya başladı. Dalları bulutlara değdi, yaprakları küçük notalara dönüştü. Sonra gökyüzü, sabahları duyulan o tatlı şarkıyı yeniden söylemeye başladı. Şarkı bu kez eskisinden daha güçlüydü; çünkü içinde kahkaha, yardım, sabır ve paylaşma vardı. Gri bulutlar pembe renge boyandı, çiçekler dans etti.
Ertesi sabah kasabalılar meydanda yeni bir gelenek başlattı. Herkes güne başlamadan önce bir güzel davranış seçiyordu. Badem ise gümüş yaprağın dibine küçük bir tabela koydu: “İyilik paylaşıldıkça şarkıya dönüşür.” O günden sonra Çıngıraklıdere’de gökyüzü hiç susmadı. Badem de ceplerine bazen taş ve düğme, bazen yaprak koydu; ama en değerli şey olarak, yaptığı iyiliklerin sıcaklığını taşıdı.




