Masallar

Çömlekçinin Avucundaki Gökkuşağı

Uzak tepelerin ardında, sabahları ekmek kokusuyla uyanan küçük bir köy vardı. Bu köyün en ünlü kişisi, yaptığı çömleklerin üzerine kuşlar, yıldızlar ve gülen güneşler çizen usta çömlekçi Veysel Dede’ydi. Yanında da Noya adında meraklı bir çırak çalışırdı. Noya’nın elleri çamura değdiğinde tabaklar yuvarlak, testiler sağlam olurdu; fakat onların üzerine çizdiği şekiller bir türlü renklenmezdi. Kırmızı çiçekler soluk, mavi kuşlar gri, altın saraylar ise kül rengi görünürdü.

Bir ilkbahar sabahı köydeki bütün renkler ansızın kayboldu. Erik ağaçları beyaza, kırmızı kiremitler gümüşe, çocukların uçurduğu uçurtmalar da renksiz bez parçalarına dönüştü. Kimse nedenini anlayamadı. Veysel Dede, atölyesindeki eski rafları karıştırırken avuç içi kadar bir kil parçası buldu. Kilin içinde incecik, ışıklı çizgiler vardı. Dede parçayı Noya’ya uzatıp, “Bu, toprağın sakladığı gökkuşağı olabilir. Ancak onu acele eden değil, dinlemeyi bilen eller uyandırır,” dedi.

Noya hemen çalışmaya koyuldu. Kili yoğurdu, su kattı, döndürdü ve küçük bir kase yaptı. Sonra içine parlak çizgileri yerleştirdi. Fakat fırından çıkan kase bembeyazdı. Noya üzülerek, “Daha hızlı dönmeliydim,” diye düşündü. Ertesi gün daha büyük bir testi hazırladı. Bu kez kili uzun süre ezdi, üzerine sabırsızca desenler bastı. Testi çatladı ve renkli çizgiler kuru bir yaprak gibi dağıldı.

Veysel Dede onu teselli etti, sonra köyün dışındaki sessiz tepeye götürdü. Tepede yalnızca rüzgârın otları okşayan sesi duyuluyordu. Dede, “Her çamurun bir sesi vardır,” dedi. “Kimi su ister, kimi sıcaklık, kimi de biraz beklemek. Masalların kahramanları bile önce dinler, sonra karar verir.” Noya gözlerini kapadı. Önce rüzgârı, ardından toprağın derinliklerinden gelen hafif tıkırtıyı duydu. Tıkırtı üç kez tekrarlandı: bekle, yumuşat, paylaş.

Noya köye dönünce yeni bir kap yapmadı. Bunun yerine bütün çocukları atölyeye çağırdı. Her birinden avuçlarında taşıdıkları küçük bir toprak parçasını getirmelerini istedi. Kimi bahçesinden kızıl toprak, kimi dere kenarından sarı kum, kimi de mor çiçeklerin altından koyu renkli kil getirdi. Noya hepsini tek başına karıştırmak yerine çocuklara sırayla dokundurdu. Toprak her ele geldiğinde biraz daha yumuşadı. Atölye, gülüşler ve kaşıkların çamura vuran neşeli sesleriyle doldu.

Sonra Noya, kili ince bir levha hâline getirip köyün ortasına büyük bir güneş yaptı. Her çocuk güneşe bir ışın ekledi. Veysel Dede, gökkuşağının parçasını levhanın ortasına yerleştirdi. Noya bu kez fırını hemen yakmadı. Üç gün boyunca levhayı gölgede bekletti, sabahları üzerine birkaç damla su serpti ve her akşam ona duyduğu güzel şeyleri anlattı. “Bugün komşumuz, kırılan sepetimi onardı,” dedi bir akşam. “Bugün küçük Aras, ekmeğini benimle paylaştı,” diye ekledi ertesi gün.

Üçüncü gecenin sonunda levha, içinden ince bir şarkı geliyormuş gibi titredi. Veysel Dede fırının kapağını açınca gökyüzüne yedi renkli bir ışık yükseldi. Kırmızı ışık kiremitlere, turuncu ışık ekmeklere, sarı ışık tarlalara, yeşil ışık ağaçlara, mavi ışık derelere, lacivert ışık geceye, mor ışık da çiçeklere dokundu. Birkaç nefes içinde köy eski neşesine kavuştu; hatta renkler eskisinden daha canlı parladı.

Köylüler, büyük güneşi meydanın ortasına yerleştirdi. O günden sonra herkes bir şeyi tek başına yapmak yerine elinden geleni paylaşmaya başladı. Noya ise artık yalnızca güzel çömlekler yapan bir çırak değildi; toprağın sesini duyan genç bir usta olmuştu. Yıllar sonra onun hazırladığı renkli tabaklar uzak diyarlara gitti. Her tabağın kenarında yedi küçük çizgi bulunurdu. Bu çizgiler, sabrın, dinlemenin ve birlikte üretilen iyiliğin renklerini hatırlatırdı.

Bir akşam Veysel Dede, Noya’ya ilk bulduğu kil parçasını gösterdi. Parça artık renksizdi ama üzerinde minicik bir gülümseme şekli vardı. Noya gülümsedi. Çünkü gökkuşağı toprağın içinden çıkıp köyün kalbine yerleşmişti. O günden sonra köyde anlatılan bütün masallar aynı cümleyle başlamazdı; ama hepsinde şu küçük sır mutlaka yaşardı: Bir renk kaybolduğunda onu uzaklarda aramadan önce, ellerini açıp yanında duranlarla paylaşmayı dene.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu