Okul Öncesi Hikayeler

Çizgili Çorapların Renkli Sırrı

Duru, pazartesi sabahı annesinin elini tutarak Gökkuşağı Sınıfı’na girdi. Üzerinde sarı bir kazak, ayaklarında ise biri kırmızı, biri yeşil çizgili iki çorap vardı. Duru çoraplarına bakıp gülümsedi. Çünkü her çorap, ona başka bir renkli düşünceyi hatırlatıyordu.

Sınıfın öğretmeni Ece Hanım, çocukları kapıda karşıladı. Masaların üzerinde boyalar, kâğıtlar, tahta bloklar ve yumuşak oyun hamurları vardı. Bugün sınıfın büyük panosunu birlikte süsleyeceklerdi. Panoda kocaman bir gökyüzü resmi bulunuyordu ama gökyüzü bembeyazdı.

“Bu gökyüzüne renkleri kim getirecek?” diye sordu Ece Hanım.

Çocuklar ellerini kaldırdı. Can, mavi boyayı seçti. Mina, sarı kâğıtları aldı. Duru ise kırmızı boyaya uzandı. Tam o sırada sınıfta küçük bir şaşkınlık oldu. Kırmızı boya kutusu yerinde yoktu.

“Belki dolabın yanındadır,” dedi Can.

Çocuklar birlikte baktılar. Kırmızı boya yoktu. Masanın altına, kitaplığın arkasına ve oyuncak sepetinin içine göz attılar. Hiçbir yerde görünmüyordu.

Duru, yerde incecik kırmızı bir çizgi fark etti. Çizgi, pencerenin önünden başlayıp kukla köşesine kadar uzanıyordu.

“Bu bir ipucu olabilir,” dedi.

Çocuklar kırmızı çizgiyi sessizce izledi. Çizgi, kukla köşesindeki küçük bir çantanın yanında bitiyordu. Çantanın içinden yuvarlak bir tahta düğme çıktı. Düğmenin üzerinde kırmızı bir kalp resmi vardı. Fakat boya kutusu yine yoktu.

O sırada kukla köşesindeki bez tavşan yere düştü. Tavşanın cebinden minik bir not kaydı. Ece Hanım notu aldı ve çocuklara okudu:

“Renkler yalnızca boyalarda yaşamaz. Bazen onları görmek için iyi bakmak, duymak için sessiz kalmak gerekir.”

Çocuklar birbirlerine baktı. Mina, “O zaman renkleri sınıfta arayalım,” dedi.

Hep birlikte sınıfı yeniden incelediler. Can, pencerenin kenarındaki yeşil yaprağı gösterdi. Mina, sarı güneş ışığını fark etti. Duru, Ece Hanım’ın mor tokasını gördü. Küçük Aras ise arkadaşlarının gülümsemesinin pembe bir çiçek gibi olduğunu söyledi.

Her çocuk gördüğü rengi kâğıdına çizdi. Bir süre sonra sınıf, rengârenk resimlerle doldu. Ancak kırmızı boya kutusu hâlâ bulunamamıştı.

Duru, çizgili çoraplarına baktı. Kırmızı çizginin devamı, kendi oturduğu sandalyeye kadar uzanıyordu. Sandalyenin altında küçük bir tekerlekli kutu vardı. Kutunun içinde kırmızı boya, birkaç tahta blok ve bir de kâğıt kalp duruyordu.

“Buldum!” diye sevindi Duru. Sonra biraz düşündü. “Ama bunu kim buraya koymuş olabilir?”

Aras elini kaldırdı. “Sabah blokları dizerken kutuyu ben çekmiş olabilirim. Boya kutusunu görmemişim.”

“Önemli değil,” dedi Duru. “Birlikte bulduk ya!”

Ece Hanım çocuklara teşekkür etti. Sonra herkes panonun başına geçti. Can mavi bir bulut çizdi. Mina sarı bir güneş yaptı. Aras yeşil çimenler ekledi. Duru ise kırmızı bir kalp çizdi. Kalbin içine küçük harflerle “Birlikte” yazdı.

Pano bitince çocuklar biraz geriye çekildi. Gökyüzü artık bembeyaz değildi. Üzerinde güneş, bulutlar, çiçekler, kuşlar ve rengârenk kalpler vardı.

O gün Gökkuşağı Sınıfı’nda herkes şunu öğrendi: Bir şey kaybolduğunda hemen üzülmek yerine sakin olmak, dikkatle bakmak ve arkadaşlardan yardım istemek iyi bir fikirdi. Paylaşılan bir fikir, çoğalan bir renk gibiydi.

Duru eve dönerken annesine iki çorabını gösterdi. “Bugün kırmızı ve yeşil çoraplarım bize yardım etti,” dedi. “Ama en güzel renk, arkadaşlarımla yaptığımız renk oldu.”

Ertesi sabah sınıfa giren çocuklar panoya baktılar. Kırmızı kalbin içindeki “Birlikte” sözü, sanki herkese sessizce gülümsüyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu