Hayvan Masalları

Kum Saati Ağacının Sessiz Nöbeti

Yeşil Karaağaç Çayırı’nda hayvanlar, sabahları çiy damlalarını sayarak uyanırdı. Çayırın ortasında yaşlı bir söğüt, dallarından aşağı sarkan iki oyuk kabukla zamanı ölçerdi. Rüzgâr estiğinde kabuklardan ince kumlar dökülür, hayvanlar bunu günün sessiz saati olarak bilirdi. Bu yüzden ağaca Kum Saati Ağacı derlerdi.

Bir yaz sabahı, çayırın tek pınarı olan Gümüş Göz’den su akmadı. Sincap Fındık, boş kabını eğip uzun uzun baktı. Kirpi Pıtır, dikenlerinin arasına sıkıştırdığı kuru yaprakları yere bıraktı. Tilki Ardıç ise kuyruğunu dikerek, “Suyu bulacak kişi ben olacağım,” dedi. Ardıç’ın isteği yalnızca susuzluğu gidermek değildi; bütün hayvanların gözünde cesur ve becerikli görünmek istiyordu.

Kaplumbağa Narin, pınarın çevresindeki çamurlu toprağı dikkatle inceledi. “Su kaybolmadı,” dedi. “Yolunu değiştirmiş olabilir.” Ardıç sabırsızca güldü. “Sen izleri inceleyene kadar ben bütün tepeyi dolaşırım.” Sonra çalılıkların arasından hızla uzaklaştı. Narin ise yavaşça ilerledi; her kuru otun yönüne, her taşın üzerindeki nemli lekeye baktı.

Ardıç önce kuzeydeki kayalıklara koştu. Orada yalnızca güneşte ısınan taşlar buldu. Sonra eski değirmenin yanına gitti. Değirmen çarkı dönmüyor, çevresindeki toprak toz gibi dağılıyordu. En sonunda, rüzgârın taşıdığı bir yaprağın üzerinde minicik bir su damlası gördü. Damlaya sevinçle yaklaştığında, bunun sabah çiyinden kaldığını anladı. Koşmak onu yoruyor, fakat aradığı cevaba yaklaştırmıyordu.

Narin, söğüdün gölgesine varınca ağacın köklerinden birinin diğerlerinden daha serin olduğunu fark etti. Kabuğuyla toprağı usulca yokladı. Biraz ileride, yerin altında suyun hareket ettiğini belli eden hafif bir titreşim vardı. Ancak kökün altında sert, yuvarlak bir taş duruyordu. Narin taşı tek başına kaldıramayacağını anlayınca, yardım istemek için geri döndü.

Bu sırada Ardıç da çayıra dönmüştü. Yorgunluğu yüzünden okunuyordu ama vazgeçmek istemiyordu. Narin’in sözlerini dinleyince kulaklarını dikti. “Ben hızlı koşarım, sen de toprağın dilini anlarsın,” dedi. “Birlikte deneyelim.” Bu, Ardıç’ın o gün yaptığı en zor seçimdi; çünkü yardım istemek, onun için başarısız olduğunu kabul etmek gibi geliyordu. Yine de susuz kalan dostlarını düşündü.

Fındık, Pıtır, Ardıç ve Narin taşın çevresinde toplandılar. Fındık küçük pençeleriyle taşın yanındaki toprağı temizledi. Pıtır, dikenlerine doladığı kuru dalları bir kenara taşıdı. Ardıç, güçlü ön ayaklarıyla taşı itmeye çalıştı. Narin ise kimsenin acele etmemesini, önce taşı hangi yöne çevireceklerini bulmalarını söyledi. Kum Saati Ağacı’nın kabuklarından kumlar sessizce dökülürken herkes aynı ritimde çalıştı.

Sonunda taş, kökün yanına doğru yuvarlandı. Önce yalnızca ince bir su çizgisi göründü. Ardından toprak nemlendi, küçük bir köpürme duyuldu ve Gümüş Göz yeniden akmaya başladı. Hayvanlar sevinçle bağırdı; fakat Narin hemen yapraklardan kanallar açmayı önerdi. Böylece su yalnızca güçlülerin değil, çayırdaki en küçük karıncaların bile ulaşabileceği yerlere dağıldı.

Ardıç, ağacın gölgesinde oturup akan suyu izledi. “Bugün en hızlı ben olmadım,” dedi. “Ama doğru zamanda yavaşlamayı ve birlikte düşünmeyi öğrendim.” Fındık ona parlak bir meşe palamudu uzattı; Pıtır da suyun kenarına küçük bir taş koyarak bunun dostluk işareti olmasını istedi. O günden sonra hayvanlar, Gümüş Göz’ü korumak için nöbetleşe çalıştı. Kum Saati Ağacı’nın sessiz nöbeti ise onlara her gün aynı şeyi hatırlattı: Gerçek başarı, yalnızca yolu bulmak değil, bulunan iyiliği herkesle paylaşmaktı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu