İlginç Masallar

Kırkıncı Tekerleğin Durduğu Yer

Uçurtma biçimli tepelerin arasında, yolları birbirine hiç benzemeyen Pırpır Kasabası vardı. Kasabanın yolları bazen dümdüz uzar, bazen bir çorap gibi kıvrılır, bazen de kimse fark etmeden yer değiştirirdi. Pırpır’da herkes bu duruma alışmıştı. Yalnızca on iki yaşındaki Nehir, yolların neden böyle davrandığını merak ederdi. Ona göre her yolun içinde anlatılmayı bekleyen küçük bir sır bulunurdu.

Nehir, eski eşyaları onarmayı seven bir çocuktu. Kırık düdükleri öttürür, durmuş saatleri yeniden çalıştırır, tekerleği eksik oyuncak arabaları minik tahta parçalarıyla tamir ederdi. Bir öğleden sonra, çarşının kenarındaki kullanılmayan değirmenin arkasında tuhaf bir ses duydu. Ses, ne rüzgâra ne de kuşa benziyordu. Sanki görünmeyen biri, taşların üzerinde yuvarlak bir düğmeyi döndürüyordu.

Çalıların arasına eğilince gümüş renkli, avuç içi kadar bir tekerlek buldu. Üzerinde kırk küçük çizgi vardı. Nehir onu kaldırdığı anda, toprak hafifçe titredi ve karşısında daha önce hiç görmediği dar bir yol açıldı. Yolun başında bir tabela duruyordu: “Kırkıncı tekerlek yalnızca eksik olanı tamamlamak için döner.”

Görünmeyen Arabanın Yolculuğu

Nehir tekerleği cebine koydu ve yolu izledi. Yol, kasabanın dışındaki sarı çayırlara uzanıyor, sonra birden havaya yükseliyordu. Bir süre sonra Nehir, bulutların arasında ilerleyen görünmez bir arabanın çıtırtısını duydu. Arabanın içinde yaşlı bir kaplumbağa, iki serçe, bir sepet elma ve telaşlı bir keçi vardı. Ancak araba yalnızca otuz dokuz tekerlekle yol alabiliyordu. Eksik tekerlek yüzünden her dönüşte biraz yana kayıyordu.

Kaplumbağanın adı Tıkırtı’ydı. Nehir’i görünce, “Demek sonunda seni buldu,” dedi. Nehir şaşırarak gümüş tekerleği gösterdi. Tıkırtı, bunun sıradan bir parça olmadığını anlattı. Kırkıncı tekerlek, dünyada bir şeyin gerçekten eksik olduğu anlarda kendiliğinden ortaya çıkardı. Fakat onu takmak için önce eksikliğin ne olduğunu anlamak gerekirdi. Yoksa tekerlek, doğru yerine oturmazdı.

Nehir arabanın her köşesine baktı. Elmalar tamamdı, serçelerin kanatları sağlamdı, keçinin boynuzları yerindeydi. Tıkırtı’nın kabuğunda da çatlak yoktu. Tam vazgeçecekken arabanın içindeki yol haritasını fark etti. Haritada Pırpır Kasabası’na giden yol çizilmemişti. Oysa araba, kasabaya ulaşmak için yola çıkmıştı. Eksik olan tekerlek değil, varılacak yeri hatırlatan işaretti.

Nehir cebinden kurşun kalemini çıkardı. Haritanın boş köşesine kasabanın şeklini çizmeye başladı. Fakat Pırpır’ın yolları sürekli yer değiştirdiği için çizdiği çizgiler hemen siliniyordu. Nehir bir an düşündü. Sonra yolları tek tek çizmeyi bırakıp kasabanın ortasındaki eski çınarı, fırının bacasından çıkan tarçın kokusunu ve çocukların oynadığı renkli çeşmeyi işaretledi. Harita, ilk kez sabit bir ışıkla parladı.

Gümüş tekerlek kendi kendine havalandı ve arabanın eksik yuvasına yerleşti. Araba artık yana kaymıyor, bulutların üzerinde düzgünce ilerliyordu. Ancak Tıkırtı, Nehir’e teşekkür ettikten sonra bir sorusu olduğunu söyledi: “Bu tekerlek senin eline geçti. Onu neden bize verdin? İstersen kasabadaki bütün yolları istediğin yere götürebilirsin.”

Nehir, gümüş tekerleğe baktı. Gerçekten de onu kullanarak evine daha kısa yollar açabilirdi. Belki her sabah okula bir dakikada varabilir, arkadaşlarının şaşkınlığını izleyebilirdi. Fakat tekerleğin yalnızca eksik olanı tamamlamak için döndüğünü hatırladı. Onu kendi rahatlığı için kullanmak, tekerleğin anlamını eksiltirdi.

“Bence bu tekerlek, kimin daha çok istediğine değil, kimin gerçekten yardıma ihtiyacı olduğuna gitmeli,” dedi. Tıkırtı başını salladı. O anda gümüş tekerlek yeniden parladı ve Nehir’in eline döndü. Tekerleğin üzerindeki kırk çizgiden biri silinmiş, yerine küçük bir yıldız işareti gelmişti. Bu, tekerleğin yeni görevini seçtiği anlamına geliyordu.

Görünmeyen araba Pırpır Kasabası’na indiğinde, kasabanın bütün yolları bir süreliğine aynı yöne baktı. O günden sonra Nehir, tekerleği evinde saklamak yerine kasabanın meydanındaki açık sandığa koydu. Sandığın yanına da bir not bıraktı: “Bir şey eksikse önce dikkatle bak, sonra birlikte tamamla.” Kırkıncı tekerlek o günden sonra bazen bir köprünün altında, bazen bir okul çantasının yanında, bazen de bir komşunun kapısında belirdi. Nehir ise her defasında bilirdi: En ilginç masallar, tuhaf bir nesneyle değil, onu doğru amaçla kullanmayı seçen bir kalple başlardı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu