8 Yaş Masalları ve Hikayeleri Oku

Kiraz Kabuğundaki Minik Saat

Güneş, Ilgınpınar kasabasının kiremit çatılarına altın renkli ışıklar serperken on yaşındaki Nehir, dedesiyle birlikte eski meyve bahçesinde çalışıyordu. Sepete düşen kirazları topluyor, sağlam olanları ayırıyordu. Birden, yaprakların arasında parlayan minicik bir şey gördü. Bu, içi gümüş renkli, dışı parlak kırmızı bir saatçikti. Kapağı kiraz kabuğuna benziyordu.

Nehir saati eline alınca incecik bir ses duydu:

“Tik tak değil, iyilik kadar…”

Şaşkınlıkla dedesine baktı. Dedesi hiçbir şey duymamıştı. Saatin üzerinde akrep ve yelkovan yoktu; onun yerine üç küçük pencere bulunuyordu. Birinde gülümseyen bir yüz, diğerinde iki el, sonuncusunda da boş bir yıldız vardı.

“Bu sıradan bir saat değil,” dedi dedesi. “Belki de kasabanın eski Neşe Saati’dir. Yıllar önce meydandaki çınarın altında dururdu. İnsanlar birbirine yardım ettikçe çalışır, kasabanın şenlik gününü haber verirdi. Fakat bir sabah ortadan kayboldu.”

Saati Çalıştıran Üç Küçük İyilik

Nehir, saati evine götürmek yerine meydandaki çınarın yanına gitmeye karar verdi. Orada yıllardır kapalı duran küçük bir müzik köşesi vardı. Kasabalılar, eskiden bu köşede birlikte şarkı söylerdi; şimdi ise banklar sessiz, nota kutusu toz içindeydi.

İlk olarak, elindeki bezle bankları temizledi. O sırada el arabası yokuşta takılan fırıncı Rıza Amca’yı gördü. Nehir hemen yardım etti, birlikte arabayı düzlüğe çıkardılar. Kiraz kabuğundaki ilk pencere ışıldadı ve gülümseyen yüz biraz büyüdü.

Sonra nota kutusunun arkasında yere düşmüş renkli kâğıtlar buldu. Bunlar, kasabanın çocuklarının yıllar önce yazdığı şarkı sözleriydi. Nehir kâğıtları tek tek kurutup düzenledi. Arkadaşı Poyraz da ona katıldı. İki arkadaş, kopmuş ipleri bağlayarak nota kutusunu yeniden astılar. İkinci pencere parladı; iki küçük el birbirine doğru uzandı.

Fakat üçüncü pencere hâlâ boştu. Nehir ne yapacağını düşünürken meydanın öbür ucunda yaşayan Suna Teyze’yi gördü. Suna Teyze, eskiden kasabanın en güzel şarkılarını söylerdi ama uzun zamandır kimse onu dinlememişti.

Nehir kapısını çaldı.

“Müzik köşesini yeniden açıyoruz,” dedi. “Bize bildiğiniz bir şarkıyı öğretir misiniz?”

Suna Teyze önce şaşırdı, sonra gözleri neşeyle parladı. Küçük bir ezgi mırıldandı. Ezgi, yağmurdan sonra açan çiçekleri anlatıyordu. Poyraz ritim tuttu, Nehir sözleri kâğıda yazdı. Birkaç dakika içinde meydanda çocuklar, büyükler ve hatta pencerelerden bakan komşular toplandı.

Kasabanın Unuttuğu Şey

Herkes şarkıya katılınca kiraz kabuğundaki üçüncü pencere de ışıkla doldu. Saatçik hafifçe titredi. İçinden minik bir yıldız yükselip çınarın en yüksek dalına kondu. Tam o anda meydandaki eski çan çaldı. Oysa çanın ipi yıllardır kopuktu.

Çanın sesiyle birlikte kasabalılar birbirlerine baktı. Rıza Amca, “Biz şenliği değil, birlikte olmayı unutmuşuz,” dedi. Suna Teyze gülümsedi. Çocuklar da her hafta müzik köşesinde buluşmaya söz verdi. Büyükler bankları onardı, fırıncı herkese sıcak çörek getirdi, bahçıvanlar çınarın çevresine rengârenk çiçekler dikti.

Nehir, saati tekrar çınarın altına bıraktı. O günden sonra saat, zamanı göstermedi. Ne zaman biri yardım etse, bir şarkı paylaşsa ya da yalnız birini sohbete çağırsa, pencerelerinden biri parladı. Kasabalılar bu ışıkları görerek gerçek zenginliğin duvarlardaki saatlerde değil, insanların birbirine ayırdığı güzel anlarda saklı olduğunu öğrendi.

İlginç olan şuydu: Nehir saati bulduğu gün on yaşındaydı; ertesi yıl da aynı yaşta kaldı. Çünkü kasabada iyilik yapan çocuklar, kalplerindeki merakı ve neşeyi hiç büyütmeden koruyabileceklerini anlamışlardı.

Ve Ilgınpınar’da her akşam, çınarın altında aynı soru sorulurdu: “Bugün hangi güzel anı birlikte çoğaltacağız?”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu