Pusula Çiçeğinin Dört Mevsimlik Sırrı

Uzun çocuk masalları oku diyenlerin çok seveceği bu hikâye, Yelkovan Ovası’nın kenarında yaşayan Mimo adlı meraklı bir kirpinin başından geçenleri anlatır. Mimo’nun yuvası, her sabah başka renkte açan çiçeklerle çevriliydi. Ancak ovadaki bütün çiçeklerin arasında yalnızca biri, güneşe değil, yardıma ihtiyacı olanların yönüne dönerdi. Bu çiçeğe Pusula Çiçeği denirdi.
Mimo, Pusula Çiçeği’ni daha önce hiç görmemişti. Yaşlı bahçıvan Patiş, çiçeğin dört mevsim boyunca sabırla arayan birine görüneceğini söylerdi. “Onu bulduğunda yalnızca yolunu değil, ne için yola çıktığını da anlarsın,” derdi. Mimo bu sözleri düşünür, geceleri yıldızlara bakarak kendi kendine sorardı: “Acaba benim aradığım yön hangisi?”
Bir ilkbahar sabahı, gökyüzünden küçük bir kâğıt kuş süzüldü ve Mimo’nun önüne kondu. Kuşun kanadında, Uzak Bahçeler’e giden yolu gösteren bir çizim vardı. O bahçede yaşayan minik serçeler, yuvalarının hangi dala ait olduğunu karıştırmıştı. Rüzgâr, bütün dallara aynı kokuyu taşıdığı için kuşlar birbirlerinin yuvalarına gidip duruyordu. Mimo, onlara yardım etmek için yola çıkmaya karar verdi.
Yanına üç şey aldı: annesinin ördüğü yumuşak bir kese, Patiş’in verdiği minicik mercek ve karşılaştığı güzel şeyleri yazacağı boş bir defter. Ova boyunca ilerlerken acele eden bir kaplumbağaya rastladı. Kaplumbağa, “Gideceğim yere geç kalıyorum,” diye söylendi. Mimo ona yolun en kısa yerini göstermek yerine, birlikte dinlenmeyi önerdi. Bir süre sonra kaplumbağa, hızlı gitmenin her zaman doğru yere ulaştırmadığını fark etti ve Mimo’ya parlayan bir tohum verdi.
Yaz geldiğinde Mimo, Güneşli Sazlıklar’a ulaştı. Burada sarı kanatlı kelebekler, her akşam gölün üzerine düşen ışık parçalarını topluyordu. Fakat o yıl ışık parçaları sazlıkların arasına dağılmış, kelebekler hangi yöne uçacaklarını şaşırmıştı. Mimo, merceğini kullanarak ışıkları tek tek inceledi. Sonra parlak parçaları bir araya getirip sazlıkların ortasına küçük bir ay şekli yaptı. Kelebekler yolu buldu ve Mimo’nun defterine şu cümleyi yazdılar: “Bazen yön, birlikte kurulan bir işarettir.”
Sonbaharda orman bakır renklerine büründü. Mimo, yaprakların altında ağlayan genç bir porsuk gördü. Porsuk, topladığı kestaneleri kaybetmişti ve ailesine eli boş dönmekten çekiniyordu. Mimo, kestaneleri hemen aramak yerine porsukla birlikte gün boyunca geçtiği yerleri hatırladı. İzleri takip ederek küçük bir çalılığa ulaştılar. Kestaneler oradaydı; porsuk onları yuvasına götürdü ve Mimo’ya renkli bir yaprak armağan etti. Mimo, yönünü bulmanın bazen geriye dönüp bakmayı gerektirdiğini öğrendi.
Kış geldiğinde yolun sonuna yaklaşmıştı. Kar, patikaları örtmüş; ağaçlar sessizce beyaz örtülerine sarılmıştı. Tam o sırada Mimo, uzaklardan ince bir ötüş duydu. Bu, yuvasını bulamayan serçelerden biriydi. Mimo, kâğıt kuşun çizimini açtı, fakat kar çizgileri silmişti. Bir an ne yapacağını bilemedi. Sonra kaplumbağanın tohumunu, kelebeklerin ay işaretini ve porsuktan aldığı yaprağı yan yana koydu. Tohum karın altında hafifçe parladı, yaprak rüzgârın yönünü gösterdi. Mimo, işaretleri izleyerek Uzak Bahçeler’e ulaştı.
Serçeler onu sevinçle karşıladı. Mimo, yuvaları birbirinden ayırmak için dallara farklı renklerde küçük yapraklar bağladı. Kuşlar da her sabah birlikte uçup çevreyi gözlemlemeye başladı. Böylece yalnızca yuvalarını değil, birbirlerini de daha iyi tanıdılar. Bahçenin ortasında, karların arasından ince yeşil bir sap yükseldi. Sap açıldığında Mimo, dört mevsim boyunca aradığı Pusula Çiçeği’ni gördü.
Çiçeğin yaprakları kuzeyi, güneyi ya da herhangi bir yolu göstermiyordu. Her yaprak, Mimo’nun yardım ettiği canlılardan birinin rengine benziyordu. Çiçek, onun kalbinde taşıdığı iyiliğe doğru eğilmişti. Mimo o anda gerçek yönün, yalnızca nereye gideceğini değil, giderken kime fayda sağlayacağını düşünmek olduğunu anladı.
Mimo, Pusula Çiçeği’ni koparmadı. Onun yerine yere düşen bir tohum aldı ve köyüne döndü. Tohumu yuvasının önüne dikti. Çiçek açtığında herkes, kendi yönünü bulmak için Mimo’ya değil, önce kalbine bakmayı öğrendi. O günden sonra Yelkovan Ovası’nda yollar hiç kaybolmadı; çünkü orada yaşayanlar, en güvenilir pusulanın paylaşılmış iyilik olduğunu biliyordu.




