Nasreddin Hoca Hikayeleri

Hoca’nın Tersine Akan Değirmeni

Akpınar köyünde günler, değirmenin düzenli tıkırtısıyla başlardı. Değirmen döner, buğdaylar una dönüşür, fırınlardan sıcak ekmek kokuları yükselirdi. Köylüler bu sesi o kadar severdi ki, biri değirmenin çarkına bakmadan saatin kaç olduğunu bile söyleyebilirdi.

Bir sabah değirmenin sesi kesildi. Çarklar durmuş, su kanalı sessizleşmişti. Köylüler hemen meydanda toplandı. Kimi rüzgârı suçladı, kimi gece yağan yağmuru, kimi de değirmenin yaşlandığını söyledi.

O sırada Nasreddin Hoca, eşeğinin heybesine iki boş çuval koyarak meydana geldi. Her zamanki sakinliğiyle etrafa baktı.

“Hoca, değirmen bozuldu!” diye seslendi fırıncı Zeliha. “Bugün ekmek yapamazsak bütün köy aç kalır.”

Hoca, değirmenin önüne gidip çarkı inceledi. Sonra başını yana eğerek, “Bence değirmen bozulmamış,” dedi.

Herkes şaşırdı.

“Çark dönmüyor, su akmıyor. Bundan daha bozuk ne olabilir?” diye sordu köyün bekçisi.

Hoca gülümsedi. “Belki de değirmen bu sabah çalışmak istemiyordur. Ona nedenini sormadan karar vermeyelim.”

Çocuklar bu sözleri duyunca Hoca’nın çevresine toplandı. Hoca, değirmenin arkasındaki su kanalını incelemelerini istedi. Çocuklar kanalı baştan sona yürüdüler. Suyun önünde küçük dallar, kuru otlar ve yuvarlak taşlardan oluşan bir yığın buldular.

“İşte sorun burada!” diye bağırdı küçük Elif.

Fakat Hoca hemen temizlemelerine izin vermedi. “Önce bu yığını kimin yaptığını anlamalıyız,” dedi. “Her engelin bir sebebi vardır.”

Biraz ileride, kanala yakın çam ağacının altında yaşlı bir kaplumbağa gördüler. Kaplumbağanın yanında da minik bir çukur bulunuyordu. Hoca, dalların ve taşların kaplumbağanın yuvasını sudan korumak için birikmiş olabileceğini anladı. Su yükselmiş, kaplumbağa da yuvasına ulaşan yolu kapatmıştı.

“Şimdi ne yapacağız?” diye sordu Elif.

Hoca sakalını sıvazladı. “Değirmeni çalıştırırken kaplumbağanın yuvasını da koruyacağız. Akıl, iki işi birbirine düşman etmek yerine ikisine de yer bulur.”

Çocuklarla köylüler birlikte çalıştı. Önce suyun kenarına küçük bir taş set yaptılar. Böylece su, kaplumbağanın yuvasına taşmadan yan kanala yöneldi. Sonra dalları dikkatle ayırıp kanalı temizlediler. Su yeniden akmaya başladı, çark önce yavaşça, sonra neşeli bir hızla dönmeye koyuldu.

Değirmenin tıkırtısı köyün her yanına yayıldı. Fırıncı Zeliha un çuvallarını doldurdu, çocuklar da kaplumbağanın yuvasının önüne küçük bir tahta köprü kurdu. Kaplumbağa, köprünün üzerinden ağır ağır geçip çam ağacının gölgesine yerleşti.

Bekçi, Hoca’ya dönerek, “Biz suyu görünce hemen engeli kaldırmak istedik. Sen ise önce engelin neden orada olduğunu düşündün,” dedi.

Hoca, eşeğinin heybesindeki boş çuvalları gösterdi. “Ben de bugün un taşımak için gelmiştim. Meğer çuvalların önce sabırla doldurulması gerekiyormuş. Boş çuvalı aceleyle sırtına alan, yolun ortasında ne taşıdığını unutabilir.”

Çocuklar bu söze güldü. Elif, “Hoca, değirmen tersine mi çalışıyordu?” diye sordu.

“Hayır,” dedi Hoca. “Bizim düşüncelerimiz tersine dönmüştü. Önce suçladık, sonra baktık; önce kaldırmak istedik, sonra anladık. Oysa doğru soruyu sorunca su da yolunu, çark da dönüşünü buldu.”

O günden sonra Akpınar köyünde bir şey bozulduğunda kimse hemen suçlu aramadı. Önce çocuklar küçük defterlerini çıkarıp üç soru yazdı: Ne oldu? Neden oldu? Herkesi koruyacak çözüm ne?

Değirmen yine her sabah döndü. Fakat köylüler artık onun tıkırtısında yalnızca unun değil, düşünmeden verilen kararların da öğütüldüğünü duyuyordu. Nasreddin Hoca ise her zamanki gibi eşeğine binip köyden ayrıldı. Heybesinde un yoktu; ama çocukların bulduğu sabır, dikkat ve anlayışla dolu üç güzel cevap vardı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu