Tilki Masalları

Kestane Tepesi’ndeki Sesli Taşlar

Kestane Tepesi’nin eteklerinde, yaprakları bakır rengine dönen yaşlı ağaçların arasında Lora adında genç bir tilki yaşardı. Lora’nın diğer tilkilerden farklı bir merakı vardı: Sesleri dinlemeyi çok severdi. Dere şırıltısının hangi taşa çarparak değiştiğini, baykuşun ötüşünün hangi ağacın kovuğunda yankılandığını bilirdi.

Bir sabah ormanda tuhaf bir sessizlik başladı. Önce serçeler şarkılarını söyleyemedi. Sonra sincapların fındık kırarken çıkardığı çıtırtılar duyulmaz oldu. En sonunda dere bile akıyor, fakat suyun sesi kıyıya ulaşmıyordu. Ormandaki herkes birbirine şaşkın gözlerle baktı.

Yaşlı kaplumbağa Mırmır, yosun kaplı bir kayanın üzerine çıkıp, “Kestane Tepesi’ndeki sesli taşlar susmuş olmalı,” dedi. “Bu taşlar, ormanın neşesini yankılar. Fakat onları uyandırmak için tek bir hayvanın gücü yetmez.”

Lora hemen yola koyulmak istedi. Ancak Mırmır, “Acele etme. Yanına farklı sesleri olan dostlarını al,” diye öğüt verdi. Böylece Lora; kanat çırpışıyla ritim tutan arı Vız, ağır adımlarıyla yere güçlü vuruşlar yapan kirpi Pıtır ve ince ıslığı uzaklara ulaşan çoban kuşu Seli’yi çağırdı.

Dört arkadaş, kıvrıla kıvrıla yükselen patikadan tepeye doğru ilerledi. Yolda karşılarına kurumuş bir çalılık çıktı. Vız dalların arasından geçebiliyordu, fakat Lora ile Pıtır sıkışıp kaldı. Seli, çalılığın ardında küçük bir açıklık gördü ve ıslığıyla arkadaşlarına yön gösterdi. Hep birlikte dalları dikkatle kenara iterek geçit açtılar.

Biraz sonra rüzgâr güçlendi. Pıtır’ın dikenleri sallanıyor, Vız’ın kanatları yoruluyordu. Lora, “Bir süre durup dinlenelim,” dedi. O anda tepenin yamacından hafif bir tıkırtı geldi. Dört arkadaş sesin peşine düşerek gri taşlarla çevrili yuvarlak bir çukura ulaştı.

Çukurun ortasında üç büyük taş duruyordu. Eskiden parlayan yüzeyleri şimdi tozla kaplanmıştı. Taşların üzerinde birer oyuk vardı: Biri kulağa, biri kalbe, biri de ele benziyordu. Lora yaklaşıp kulağını ilk oyuğa dayadı. Çok derinden, “Beni tek başına uyandıramazsın,” diyen bir fısıltı duydu.

Arkadaşlar taşları farklı biçimlerde denediler. Vız kanatlarını hızla çırptı, Pıtır taşın çevresinde üç kez yürüdü, Seli uzun bir ıslık çaldı. Fakat taşlar yalnızca hafifçe titredi. Lora, “Belki de hepimiz kendi sesimizi göstermek yerine aynı sesi çıkarmaya çalışıyoruz,” dedi.

Bunun üzerine herkes sessizce düşündü. Sonra Pıtır yere yavaşça iki kez vurdu. Vız bu vuruşların arasına minicik bir kanat sesi ekledi. Seli, ritmin üzerine ince bir ezgi koydu. Lora ise kuyruğunu toprağa sürterek yumuşak bir hışırtı oluşturdu. Dört farklı ses, birbirini bastırmadan yan yana geldi.

İlk taş gümüş gibi parladı. İkinci taştan derin ve sıcak bir uğultu yükseldi. Üçüncü taş ise çevredeki bütün sesleri içine çekip sonra daha berrak biçimde geri verdi. Bir anda orman yeniden canlandı. Serçeler cıvıldadı, dere şarkısını buldu, yapraklar rüzgârla dans ederken çıtır çıtır konuştu.

Arkadaşlar tepenin zirvesinden aşağıya baktığında, ormanın her köşesinden farklı seslerin yükseldiğini gördü. Kimi ses ince, kimi kalın, kimi hızlı, kimi yavaştı. Ama hepsi birlikte büyük bir orman ezgisi oluşturuyordu.

Mırmır onları karşılamak için tepeye geldi. “Bugün yalnızca taşları uyandırmadınız,” dedi. “Birbirinizden farklı olmanın, uyum içinde olmaya engel olmadığını da gösterdiniz.”

O günden sonra ormanda her ayın ilk akşamı Kestane Tepesi’nde bir ses şenliği düzenlendi. Lora şef seçilmedi; çünkü herkesin kendi sesini özgürce bulmasını istedi. O, yalnızca dinlemeyi hatırlatan tilki oldu. Ormandaki dostları da her şenlikte aynı gerçeği neşeyle tekrarladı: Birlikte güzel bir ezgi kurmak için aynı olmak değil, birbirini dikkatle dinlemek yeterlidir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu