Zeren’in Renk Değiştiren Pusulası

Uzak tepelerin ardında, evlerin çatılarının birbirinden farklı renklere boyandığı Çınarçatı adında bir kasaba vardı. Bu kasabada insanlar sabahları güneşin geliş yönüne değil, kalplerinde taşıdıkları meraka bakarak uyanırdı. Fırıncı yeni bir çörek tarifi dener, marangoz alışılmadık bir oyuncak yapar, çocuklar da her gün daha önce kimsenin düşünmediği oyunlar kurardı.
Kasabanın en meraklı çocuğu Zeren’di. Zeren, kırık düğmeleri, biçimi değişmiş taşları ve kimsenin artık kullanmadığı küçük eşyaları biriktirirdi. Ona göre her eşyanın anlatacak bir sırrı vardı. Bir öğleden sonra, eski belediye binasının arkasındaki sarmaşıkların arasında yuvarlak, bakır bir kutu buldu. Kutunun kapağında göz yerine küçük bir yıldız işareti bulunan bir pusula resmi vardı.
Zeren kutuyu açınca içinden alışılmadık bir pusula çıktı. İbresi kuzeyi göstermiyor, kendi etrafında sessizce dönüyordu. Pusulanın altında minicik bir yazı bulunuyordu: “Yolunu değil, seçimini gösteririm.”
İlk başta Zeren bunun yalnızca güzel bir söz olduğunu düşündü. Pusulayı avucuna aldı ve iki yola ayrılan meydanın ortasına yürüdü. Bir yol doğrudan evine gidiyordu. Diğer yol ise yaşlı çınarın arkasından dolaşıp kasabanın seramik atölyesine uzanıyordu. Zeren’in canı eve gitmek istiyordu ama atölyenin penceresinden içeri bakınca, tek başına ağır bir kil sepeti taşımaya çalışan Ulya Teyze’yi gördü.
Zeren hemen atölyeye koşup sepete yardım etti. O anda pusulanın ibresi ilk kez durdu ve yumuşak bir turuncu renkte parladı. Ulya Teyze şaşkınlıkla gülümsedi. “Demek bu eski pusula hâlâ çalışıyor,” dedi. “Onu yıllar önce kasabanın kurucusu Arven Usta yapmıştı. Pusula, yalnızca birinin kendisinden çok başkasını düşündüğü zaman renk değiştirir.”
Zeren bu sırrı duyunca pusulayı herkese göstermek istedi. Fakat Ulya Teyze başını salladı. “Bir iyilik, alkış beklediğinde küçülür,” dedi. “Yine de pusulanın neden geri döndüğünü anlamaya çalış. Çünkü Çınarçatı’nın renkleri son zamanlarda solmaya başladı.”
Zeren ertesi gün kasabayı dikkatle gözlemledi. Fırıncı, ekmekleri tek başına yetiştirmeye çalışıyor; bahçıvan, kuruyan fideleri sulamaya yetişemiyor; çocuklar ise yeni bir oyun bulmak yerine birbirlerinin oyuncaklarını bekliyordu. İnsanlar kötü değildi, fakat herkes kendi işine öyle dalmıştı ki çevresindeki küçük ihtiyaçları fark etmiyordu.
Zeren pusulayı cebine koydu ve kimseye bir şey söylemeden işe koyuldu. Sabah fırıncının yere saçılan un çuvallarını topladı. Öğle vakti bahçıvanın su kovalarını sıraya dizdi. Akşamüstü de çocuklara, herkesin bir başkasının oyununa yeni bir kural eklediği bir oyun öğretti. Pusula her seferinde farklı bir renkte parladı: Mavi, birine sabırla kulak verdiğinde; yeşil, ortak bir işte el uzattığında; mor ise başkasının fikrine yer açtığında ortaya çıkıyordu.
Bir hafta sonra kasabanın meydanındaki renkli çatılar yeniden canlanmaya başladı. İnsanlar birbirlerine yardım ettikçe yeni fikirler de çoğaldı. Fırıncı, çocukların önerisiyle yıldız biçimli ekmekler yaptı. Bahçıvan, yağmur suyunu biriktiren ahşap oluklar kurdu. Marangoz, herkesin birlikte tamamlayabileceği büyük bir yapboz hazırladı.
Ancak pusula bir sabah yine hızla dönmeye başladı ve hiçbir renkte durmadı. Zeren bunun ne anlama geldiğini anlayamadı. Tam o sırada meydanda, elinde ağır bir çanta taşıyan yabancı bir gezgin gördü. Gezgin, kasabaya yeni taşınan ailesi için ev arıyordu ama kimse onun dilini anlamıyordu. Zeren çantayı işaret etti, sonra gülümseyerek yardım teklif etti. Çocuklar resimler çizdi, büyükler evleri gezdirdi. Sonunda gezgin ailesine uygun küçük bir ev bulundu.
Pusula bu kez bütün renkleri aynı anda yaydı. Üzerindeki yıldız işareti parladı ve ibre durdu.
Ulya Teyze, Zeren’e bakıp “Arven Usta’nın asıl sırrı buymuş,” dedi. “Pusula yön aramaz. İnsanların birbirine açtığı yolu bulur.”
O günden sonra Çınarçatı’nda herkes yeni bir şey öğrenmeye devam etti; ama en önemli yenilik, iyiliği beklemek yerine fark etmeyi öğrenmeleriydi. Zeren ise pusulayı bir sandığa kapatmadı. Onu meydandaki ortak masanın üzerine bıraktı. Böylece isteyen herkes pusulaya bakabiliyor, fakat onun parlaması için önce kendi seçimini yapması gerektiğini biliyordu.
Kasabada anlatılan yeni masalların en güzeli de buydu: Bazen doğru yön, uzaklarda aranan bir yol değil, yanı başındaki birine uzattığın eldi.




