Yeni Masallar

Ayçiçeği Saatinin Öğleye Sakladığı Renk

Güneşburnu köyünde herkesin bildiği tuhaf bir saat vardı. Bu saat, kulede değil, meydanın ortasında büyüyen kocaman bir ayçiçeğinin göbeğinde dururdu. Sabahları sarı, ikindi vakti turuncu, akşamüstleri ise pembeye yakın bir renge bürünürdü. Köylüler saate bakarak ekmeklerini fırından çıkarır, çocuklar oyunlarını ne zaman bitireceklerini anlardı.

Ne var ki bir pazartesi günü, ayçiçeği saati öğle vakti rengini göstermedi. Güneş tam tepedeydi ama çiçeğin ortası bembeyaz kalmıştı. Köydeki bütün renkler yerli yerindeydi; yalnızca öğlenin neşeli yeşili ortadan kaybolmuştu.

On iki yaşındaki Lina, çiçeğin yanına eğilip dikkatle baktı. Ayçiçeğinin yaprakları hafifçe titredi.

“Renk kaybolmadı,” diye fısıldadı çiçek. “Bir yere saklandı.”

Lina şaşkınlıkla etrafına bakındı. Meydanda onu duyan kimse yoktu. Herkes öğle rengini bulmak için farklı öneriler söylüyordu. Fırıncı, rengin un çuvallarından birine kaçtığını düşündü. Marangoz, onu tahta sandıkların altında aradı. Belediye görevlisi ise köyün bütün kapılarını tek tek kontrol etmeye başladı.

Lina, ayçiçeğine yeniden döndü.

“Renk nereye gitmiş olabilir?”

“Bunu bilen üç kişi var,” dedi ayçiçeği. “Biri çok hızlı konuşur, biri hiç konuşmaz, biri de yalnızca başkaları dinlerse sesini duyurabilir.”

Lina küçük sepetini alıp yola çıktı. İlk olarak köyün kuzeyindeki çakıl patikaya ulaştı. Orada, durmadan yuvarlanan bir taş buldu. Taş, her soruya hemen cevap veriyor, sonra da cevabını değiştiriyordu.

“Renk gölde!” dedi taş. “Hayır, değirmende! Belki de bulutun cebinde!”

Lina taşın sözlerini kesmeden dinledi. Taş, ilk kez birinin onu acele ettirmediğini fark edince yavaşladı ve “Ben yalnızca duyduğum sesleri tekrarlarım,” dedi. “Sabahleyin tepeden ince bir çıngırak sesi geldi. Belki renk o sese gitmiştir.”

Lina, sesi izleyerek eski çan ağacına vardı. Ağacın dallarında küçük bir kuş yuvası vardı. İçeride sessizce duran gri bir kuş gördü. Lina ne söylese kuş kanatlarını açıyor ama cevap vermiyordu.

“Sen hiç konuşmuyorsun,” dedi Lina.

Kuş, gagasıyla ağacın gövdesine üç kez vurdu. Lina gövdeye yaklaştığında kabukta küçük çizikler fark etti. Çizikler bir haritaya benziyordu. Harita, köyün dışındaki taş köprüye uzanıyordu.

Lina haritayı dikkatle takip etti. Taş köprünün altında, suyun üzerinde minicik ışıklar dolaşıyordu. Tam o sırada suyun içinden incecik bir ses yükseldi.

“Beni duyan var mı?”

Bu, yalnızca dinlenince duyulabilen üçüncü kişiydi. Lina diz çöküp suya baktı. Akıntının arasında, avuç içi kadar yeşil bir ışık duruyordu. Meğer öğle rengi, köydeki herkes aynı anda konuşunca sesini duyuramadığı için köprüdeki suya saklanmıştı.

“Seni köye götürebilirim,” dedi Lina. “Ama geri dönmek ister misin?”

“İsterim,” dedi yeşil ışık. “Fakat tek başıma dönemem. Beni paylaşanların ellerinde çoğalırım.”

Lina, ışığı sepetine koymadı; çünkü ışık, kapalı yerde solardı. Onu avuçlarının arasına alıp köye geri döndü. Meydana vardığında herkes hâlâ yüksek sesle konuşuyordu. Lina elini kaldırıp sessizlik istedi. Sonra çakıl patikadaki taşın duyduğu çıngırak sesini, gri kuşun ağaç gövdesine çizdiği haritayı ve köprünün altındaki ışığın sözlerini anlattı.

Köylüler ilk kez birbirlerinin sözünü kesmeden dinledi. Fırıncı, marangozun fikrini sordu. Marangoz, belediye görevlisine yardım etti. Çocuklar da meydanın çevresinde sessizce bekledi.

O anda yeşil ışık Lina’nın ellerinden yükseldi ve ayçiçeğinin ortasına yerleşti. Çiçek birdenbire parlak, canlı bir yeşile büründü. Renk öyle güzeldi ki herkesin yüzünde aynı anda bir gülümseme belirdi.

O günden sonra Güneşburnu’nda öğle vakti yalnızca saat kontrol edilmedi. Meydandaki herkes birkaç dakika susup çevresindeki sesleri dinledi. Çünkü köylüler şunu öğrenmişti: Bazı renkler bulunmaz, paylaşılan dikkatle yeniden ortaya çıkar.

Lina ise ayçiçeğinin yanına her uğradığında çiçeğin fısıltısını duydu: “Dinleyen bir kalp, dünyanın sakladığı en güzel renkleri bulur.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu