Rüzgârın Taşıdığı Minik Sandalye

Kasabanın en neşeli sokağında Bade adında meraklı bir çocuk yaşardı. Bade, her sabah penceresini açar, kuşların cıvıltısını dinler ve gökyüzünde yeni şekiller arardı. Bir gün, tam kahvaltı masasındaki bal kavanozuna uzanırken yukarıdan yumuşak bir tıkırtı duydu. Başını kaldırınca, bulutların arasından süzülerek bahçeye inen minicik bir sandalye gördü.
Sandalye, dört tahta ayağını hafifçe sallıyor, üzerinde de sarı bir kurdele taşıyordu. Bade şaşkınlıkla yanına yaklaştı. Sandalye, sanki selam veriyormuş gibi bir kez öne eğildi. Kurdelede küçük harflerle Gökyüzü Atölyesi yazıyordu.
Bade, sandalyenin sahibini bulmaya karar verdi. Onu kucağına aldı ve yola çıktı. Önce bahçedeki yaşlı kaplumbağa Mercan’a sordu. Mercan, başını yavaşça kaldırıp, “Bu sandalye kuzeyden gelen serin rüzgârla gelmiş olmalı,” dedi. Sonra kanatlarını çırpan sarı kelebek Pırıltı, sandalyenin üzerinde bir tutam bulut tüyü bulunduğunu fark etti.
Bulut Yolunun İzinde
Bade ile Pırıltı, bulut tüylerini takip ederek kasabanın dışındaki yonca tarlasına vardılar. Tarlanın ortasında, yuvarlak bir rüzgâr çukuru vardı. Çukurun içinden hafifçe dönen hava, kurdeleyi havalandırıyordu. Bade sandalyeyi yere bıraktı. Sandalye birden havaya yükseldi ve gökyüzüne doğru ilerlemeye başladı.
“Bekle!” diye seslendi Bade. Sandalye durmadı ama kurdelesini aşağı doğru uzattı. Bade kurdeleyi tuttu, Pırıltı da onun omzuna kondu. Rüzgâr onları yavaşça yükseltti. Bade’nin ayakları yerden kesilince biraz şaşırdı, fakat Pırıltı’nın kanat çırpışları ona cesaret verdi.
Bulutların arasında, renk renk tahtalardan yapılmış bir atölye vardı. Atölyenin kapısında, gözlükleri burnunun ucuna kadar inmiş yaşlı bir bulut ustası bekliyordu. Adı Uçkun’dı. Uçkun, Bade’yi görünce sevinçle gülümsedi.
“Küçük sandalyemi bulmuşsun,” dedi. “Onu, yağmur damlalarının dansını izlemek için yapmıştım. Fakat güçlü bir esinti sandalyeyi atölyeden uçurdu. Onsuz gökyüzündeki küçük yağmur bahçesine çıkamıyorum.”
Yağmur Bahçesindeki Sürpriz
Bade sandalyeyi Uçkun’a uzattı. Uçkun teşekkür etmek için ona parlayan bir bulut düğmesi vermek istedi. Bade, “Ben sadece doğru yere ulaşmasına yardım ettim,” diyerek başını salladı. “Ama yağmur bahçesini görmek isterim.”
Uçkun, sandalyeyi ortaya koydu ve Bade ile Pırıltı’yı yanına oturttu. Üçü birlikte yağmur bahçesine gittiler. Bu bahçede her damla, toprağa düşünce küçük bir çiçeğe dönüşüyordu. Mavi damlalar menekşe, pembe damlalar karanfil, altın renkli damlalar ise minik papatyalar açtırıyordu.
O sırada Uçkun’un elindeki sepet devrildi. İçindeki tohumlar gökyüzüne saçıldı. Bade hemen sandalyesinden indi, tohumları toplamaya başladı. Pırıltı da uçuşarak uzaklaşanları geri getirdi. Uçkun, “Bunlar yarının yağmur çiçekleri,” dedi. Birlikte bütün tohumları toprağa yerleştirdiler.
Akşamüstü rüzgâr yeniden esmeye başladı. Uçkun, sandalyeyi Bade’nin önüne getirdi. “Bu kez onu senin için hazırladım,” dedi. Sandalyenin arkalığına küçük, renkli bir bulut resmi çizmişti. “Ne zaman birine yardım edersen, bu sandalye seni gökyüzü bahçesine getirecek.”
Bade, teşekkür ederek kasabasına döndü. Ertesi sabah penceresini açtığında bahçesinde yepyeni bir çiçek gördü. Çiçeğin taç yaprakları, bulutlar gibi bembeyazdı. Yanında da minicik bir not duruyordu: İyilik, rüzgâr gibi dolaşır; bir gün mutlaka geri döner. Bade gülümsedi. O günden sonra sandalyesini kim yardıma ihtiyaç duyarsa onunla paylaşmayı hiç unutmadı.




