Masallar

Kırmızı Düğmenin Açtığı Sıradan Gün

Uzak tepelerin ardında, sabahları çimen kokusuyla uyanan Yoncayurt adında küçük bir köy vardı. Bu köyde yaşayan Ekin, ceplerinde taş, yaprak ve düğme biriktirmeyi severdi. Ona göre her küçük eşyanın anlatacak bir öyküsü vardı. Kimi bir ceketten kopmuş, kimi eski bir çantadan düşmüş, kimi de sahibinin cebinde yıllarca sessizce beklemişti.

Bir gün Ekin, dere kenarında parıldayan kırmızı bir düğme buldu. Düğme yuvarlak, cilalı ve üzerinde dört küçük delik bulunan ilginç bir şeydi. Güneşe tutulduğunda içinden incecik bir ışık geçiyor, ışık suyun üzerine düşen minik bir yıldız gibi titriyordu.

Ekin düğmeyi avucuna alır almaz uzaktan bir ses duydu. Bu, ne kuş sesine ne de rüzgâr uğultusuna benziyordu. Sanki biri, çok uzaklardan fısıldayarak “Beni doğru yere götür,” diyordu. Ekin çevresine bakındı. Dere, çakıl taşlarının arasından kıvrılarak eski değirmene doğru akıyordu.

Değirmende, köyün en yaşlı terzisi Nergis Nine yaşardı. Nergis Nine yıllardır kimsenin giymediği giysileri onarır, kopan iplikleri sabırla birleştirirdi. Ekin düğümü gösterince yaşlı kadın gözlüklerinin üzerinden baktı.

“Bu düğmeyi tanıyorum,” dedi. “Yıllar önce köyümüzde Herkesin Günü diye bir şenlik yapılırdı. İnsanlar o gün birbirine yardım eder, kimse teşekkür beklemezdi. Şenliğin sonunda bütün iyilikleri hatırlatması için kırmızı bir ceket dikilmişti. Fakat ceket kaybolunca insanlar da küçük iyilikleri zamanla unuttu.”

Ekin, düğmenin ceketten kopmuş olabileceğini düşündü. Nergis Nine ona ceketin son görüldüğü yeri anlattı: köy meydanındaki eski saat kulesinin arkasında, sarmaşıkların örttüğü taş bir kemer. Ekin hemen yola çıktı. Yolda el arabası devrilmiş olan manav Rıfat Amca’ya meyveleri toplamasında yardım etti. Tam teşekkür edecekten önce Ekin’in avucundaki düğme ısındı.

Taş kemerin yanında düğme bu kez sola doğru ışık saçtı. Ekin, sarmaşıkların arasından dar bir patikaya girdi. Patika onu, kimsenin uğramadığı küçük bir bahçeye götürdü. Bahçenin ortasında kurumuş bir giysi ipi, yanında da kapaklı bir sandık duruyordu. Sandığın kapağında şu sözler yazılıydı: “Arayan, önce çevresine bakar.”

Ekin sandığı açmak için uğraşırken bahçenin köşesinde ağlayan bir çocuk gördü. Çocuğun adı Poyraz’dı ve uçurtmasının ipi dikenli çalılara takılmıştı. Ekin önce Poyraz’a yardım etti. İpi yavaşça çözdü, uçurtmanın yırtılan köşesine cebindeki mendilden küçük bir parça dikti. Poyraz gülümseyince kırmızı düğme daha da parlaklaştı.

Sandığın kapağı kendiliğinden açıldı. İçinden kırmızı bir ceket değil, farklı renklerde yüzlerce iplik çıktı. İpliklerin her birinde bir isim ve küçük bir iyilik yazılıydı: yaşlı komşunun odunlarını taşımak, yağmurda ıslanan yavru kediyi kuru bir yere götürmek, arkadaşının sırasını beklemek, kırılan oyuncağı paylaşarak onarmak…

Ekin iplikleri köye götürüp meydanda herkese gösterdi. Önce kimse kendi adını bulamadı. Sonra Rıfat Amca, yıllar önce komşusunun çatısını onardığını hatırladı. Poyraz, kardeşine uçurtmasını verdiği günü anlattı. Nergis Nine ise köydeki çocuklara gizlice diktiği renkli cepleri düşündü. Her hatırlanan iyilikle iplikler havalanıp birbirine bağlandı.

Akşama doğru ipliklerden rengârenk bir ceket oluştu. Kırmızı düğme, ceketin en üst yerine dikildi. O anda saat kulesi yıllardır göstermediği bir saati çaldı; fakat bu kez herkes zamanı değil, birbirini duydu. Köylüler ertesi gün yeni bir Herkesin Günü düzenlemeye karar verdi.

Ekin düğmeyi saklamak istedi, ama Nergis Nine başını salladı. “Onu bir kişinin cebinde tutarsak sıradan bir eşya olur,” dedi. Böylece düğme, köy meydanındaki ortak dikiş kutusuna kondu. O günden sonra Yoncayurt’ta biri küçük bir iyilik yaptığında kutunun kapağı hafifçe aralanırdı. Kimse sihrin nasıl çalıştığını tam olarak öğrenemedi; ama masallar arasında en çok anlatılan şey şuydu: İyilik unutulmazsa, en küçük düğme bile koca bir günü güzelleştirebilir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu