Eğitici Hikayeler

Merak Sepetindeki Yedi Küçük Cevap

Çamlıbel’in kıyısında, sabahları kuş sesleriyle uyanan küçük bir köy vardı. Bu köyde Poyraz adında, aklına gelen her şeyi sormaktan çekinmeyen bir çocuk yaşardı. Poyraz, “Bulutlar neden beyaz?”, “Karıncalar yollarını nasıl buluyor?” ve “Bir tohum toprağın altında ne yapıyor?” diye durmadan merak ederdi. Bazı büyükler onun sorularına gülümser, bazıları da “Büyüyünce öğrenirsin,” derdi. Oysa Poyraz, öğrenmek için büyümeyi beklemek istemiyordu.

Bir gün, eski değirmenin arkasındaki patikada yürürken çalıların arasında renkli bir sepet gördü. Sepetin kapağında yedi yıldız işlenmişti. İçinde yedi küçük tahta kart vardı. Her kartta bir soru yazıyordu. Sepetin yanında ise şu cümle duruyordu: “Cevabı bulmak isteyen, önce dikkatle bakmalı, sonra sabırla denemeli.”

Poyraz ilk kartı çevirdi: “Bir bitkiyi büyüten yalnızca su mudur?” Hemen evlerinin önündeki fasulye saksısına koştu. Annesiyle birlikte üç küçük saksı hazırladılar. Birine su verdiler ve güneşe koydular. İkincisini susuz bıraktılar. Üçüncüsünü suladılar ama karanlık bir dolaba yerleştirdiler. Poyraz her gün gözlemlediklerini defterine yazdı. Birkaç gün sonra güneş alan ve su verilen fasulye filizlendi. Diğerleri ise büyümekte zorlandı.

Poyraz, bitkilerin suya, ışığa, havaya ve uygun toprağa ihtiyaç duyduğunu öğrendi. Üstelik deneyi kendi gözleriyle gördüğü için bu bilgi aklında daha sağlam kaldı. İlk kartın arkasında gümüş bir nokta belirdi. Sepet, doğru cevabı bulduğunu gösteriyordu.

İkinci kartta, “Bir sözün doğru olup olmadığını nasıl anlarsın?” yazıyordu. Poyraz bu soruyu arkadaşlarıyla konuştu. Köyde dolaşan bir söylentiye göre, değirmenin taşları geceleyin kendi kendine dönüyordu. Kimse bunu gerçekten görmemişti. Poyraz, söylentiyi hemen doğru kabul etmek yerine değirmenci Uluç’a sordu. Uluç, taşların rüzgâr güçlü olduğunda hafifçe hareket ettiğini anlattı. Çocuklar akşam değirmene gidip birlikte gözlem yaptılar. Böylece duyulan her sözün araştırılması gerektiğini anladılar.

Üçüncü kart, “Paylaşınca azalan nedir?” diye soruyordu. Poyraz önce bunun ekmek olabileceğini düşündü. Fakat köy okulunda öğretmenleri Beliz, bilgi paylaşıldıkça çoğaldığını söyledi. Poyraz öğrendiği deneyi sınıfta anlattı. Arkadaşları da kendi gözlemlerini ekledi. Birlikte bitkiler için küçük bir bakım çizelgesi hazırladılar. Ertesi hafta okulun pencereleri rengârenk saksılarla doldu. Her çocuk bir bitkinin sorumluluğunu üstlendi.

Dördüncü kartta, “Bir işi kolaylaştırmanın yolu nedir?” yazıyordu. O gün okulun kitaplığı çok dağınıktı. Çocuklar kitapları rastgele raflara yerleştirmek yerine kapak renklerine, konularına ve yaş gruplarına göre ayırmayı denediler. Önce yavaş ilerlediler; sonra küçük etiketler hazırladılar. Kitap aramak kolaylaştı. Poyraz, düzenin yalnızca güzel görünmek için değil, zamanı verimli kullanmak için de önemli olduğunu fark etti.

Beşinci kart, “Dünyaya yardım etmek için neleri değiştirebilirsin?” diye soruyordu. Çocuklar okul bahçesindeki çöpleri inceledi. Plastik, kâğıt ve camları ayrı kutulara koydular. Muslukların gereksiz yere açık kalmaması için yanlarına hatırlatıcı resimler astılar. Kullanılabilir defterlerin boş sayfalarından not kâğıtları yaptılar. Küçük değişikliklerin birleşince büyük bir iyilik oluşturduğunu gördüler.

Altıncı kartta, “Bir anlaşmazlık nasıl çözülür?” yazıyordu. İki öğrenci aynı boya kalemini isteyince Poyraz hemen bir çözüm önerdi: Önce biri, sonra diğeri kullanacaktı. Fakat daha iyisini yapmak için ikisine de ne istediklerini sordu. Çocuklar biri afişi, diğeri resmi tamamlamak istediğini anlattı. Kalemi birlikte kullanabilecekleri bir plan yaptılar. Dinlemenin, karşı tarafı yenmekten daha değerli olduğunu öğrendiler.

Son kartın üzerinde şu soru vardı: “Öğrenmenin sonu var mıdır?” Poyraz uzun süre düşündü. Artık pek çok cevap bulmuştu ama her cevap yeni bir soru doğuruyordu. Sepeti yeniden değirmenin arkasındaki patikaya götürdü. Kartları yerine koyarken kapağın içindeki yıldızların parladığını gördü. Sepet ona, merak eden herkesin kullanabileceği bir öğrenme hazinesi olmuştu.

O günden sonra Çamlıbel’de çocuklar her cuma “Merak Saati” düzenledi. Bir soru seçiyor, birlikte araştırıyor, deniyor, dinliyor ve öğrendiklerini başkalarıyla paylaşıyorlardı. Poyraz ise defterinin ilk sayfasına şu cümleyi yazdı: “Bilgi, soruyla başlar; emekle büyür ve paylaşınca ışık olur.” Köyde herkes bu sözü benimsedi. Çünkü artık çocuklar yalnızca cevapları değil, doğru cevaplara ulaşmanın güzel yollarını da biliyordu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu