Esnemeyi Unutan Küçük Bahçe

Güneş, tepenin ardından yavaşça bakmıştı. Işıkları çimenlerin üzerine ince ince serilmişti. Fakat Küçük Bahçe hâlâ uyuyordu. Çiçekler başlarını eğmiş, yapraklar kıpırdamamış, çimenler bile sessizce dinleniyordu.
Bahçenin kenarındaki yuvarlak taşın altında yaşayan minik kirpi Tombi gözlerini açtı. Önce burnunu oynattı. Sonra kulaklarını dikti.
“Pıt pıt,” dedi.
Bahçe cevap vermedi.
Tombi biraz daha bekledi. Bir kez daha burnunu oynattı.
“Pıt pıt!”
Yine ses yoktu. Oysa her sabah çiçekler hafifçe sallanır, çimenler gıdıklanır, küçük böcekler neşeyle vızıldardı. Bugün herkes sanki yumuşacık bir battaniyenin altına saklanmıştı.
Tombi taşın altından çıktı ve bahçeyi gezmeye başladı. İlk olarak geniş yapraklı kabak çiçeğinin yanına gitti.
“Günaydın Kabak Çiçeği. Uyanmak ister misin?” diye sordu.
Kabak Çiçeği minicik bir sesle, “Hımm,” dedi ve yeniden kapandı.
Tombi bu kez uzun saplı papatyanın yanına gitti. Papatyanın beyaz yaprakları birbirine sokulmuştu.
“Günaydın Papatya. Birlikte gülümseyelim mi?”
Papatya, “Daha değil,” diye fısıldadı.
Tombi’nin aklına güzel bir fikir geldi. Bahçenin uyanması için büyük bir gürültü değil, küçük ve tatlı sesler gerektiğini düşündü. Önce kuru bir yaprağın üzerine üç kez bastı.
“Hışır, hışır, hışır.”
Sonra yuvarlak bir kozalak buldu. Kozalağı hafifçe yuvarladı.
“Tak tuk, tak tuk.”
Ardından iki küçük taşın arasına bir meşe palamudu koyup onu ileri itti.
“Tık tık, tık tık.”
Bahçenin sessizliği yavaşça değişmeye başladı. Kabak çiçeği bir yaprağını kaldırdı. Papatya başını biraz doğrulttu. Çimenlerin arasından sarı bir uğur böceği çıktı.
Uğur böceği Tombi’ye bakıp kanatlarını açtı.
“Ben de yardım edeyim,” dedi.
Uğur böceği çiçekten çiçeğe uçtu. Her konduğu yerde minicik bir vızıltı bıraktı.
“Vız vız, vız vız.”
Tombi gülümsedi. Hemen bahçenin ortasına geçti. Pofuduk yosunların üzerine oturdu ve yavaşça sallanmaya başladı.
“Pıt pıt, hışır hışır, tak tuk, vız vız,” diye ritim tuttu.
Bu sesleri duyan küçük bir salyangoz başını yuvasından çıkardı. Salyangozun adı Nino’ydu.
“Ben de ses çıkarabilir miyim?” diye sordu.
“Elbette,” dedi Tombi.
Nino, kabuğunu çimenlere sürterek yavaşça ilerledi.
“Şıpır şıpır,” dedi.
Artık bahçede pek çok küçük ses vardı. Yapraklar hışırdıyordu. Kozalaklar takırdıyordu. Uğur böceği vızıldıyordu. Nino şıpır şıpır ilerliyordu. Tombi de pıt pıt yürüyordu.
Birden büyük bir esneme sesi duyuldu.
“Haaaam!”
Bu, bahçenin ortasındaki yaşlı kabak yaprağından gelmişti. Kabak yaprağı öyle uzun esnedi ki üzerindeki çiy damlaları parıl parıl yuvarlandı.
“Oh,” dedi yaprak. “Ne güzel bir sabah.”
Onu gören Papatya da esnedi.
“Haaaam!”
Sonra Kabak Çiçeği esnedi. Ardından çimenler, küçük otlar ve sarı uğur böceği bile minicik bir esneme yaptı.
Bahçe sonunda uyanmıştı. Güneş ışıkları çiçeklerin arasına doldu. Her yer ılık, aydınlık ve neşeli oldu.
Tombi, Nino’ya ve uğur böceğine teşekkür etti.
“Büyük bir ses bulamadık,” dedi. “Ama küçük sesleri birleştirince kocaman bir sabah yaptık.”
O günden sonra Küçük Bahçe’de her sabah aynı oyun oynandı. Önce Tombi, “Pıt pıt,” dedi. Sonra yapraklar hışırdadı. Kozalaklar tak tuk etti. Uğur böceği vızıldadı. Nino şıpır şıpır yürüdü.
En sonunda bütün bahçe birlikte esnedi.
“Haaaam!”
Ve her yeni gün, yumuşacık bir gülümsemeyle başladı.




