Keloğlan’ın Unutkan Değirmeni

Bir zamanlar, tepeleri kekik kokan küçük bir köyde Keloğlan adında zeki, neşeli ve meraklı bir delikanlı yaşarmış. Keloğlan’ın başında tek bir tel saç olmasa da aklında binlerce fikir varmış. Annesiyle birlikte kerpiç bir evde oturur, köyde kimin işi düşse yardımına koşarmış.
Köyün en önemli yeri, derenin kıyısındaki eski taş değirmenmiş. Bu değirmen yalnızca buğday öğütmez, köylülerin geçimini de sağlarmış. Fakat bir sabah değirmenin çarkları dönmemiş. Taşlar gıcırdamış, tahta kanatlar titremiş ama tek bir avuç un bile çıkmamış.
Köylüler değirmenin çevresinde toplanıp birbirlerine bakmışlar. Kimi suyun azaldığını, kimi çarkın yorulduğunu söylemiş. Değirmenci Dursun Usta ise sakalını sıvazlayarak, “Bu değirmen bozulmadı. Sanki bir şeyi hatırlamayı bekliyor,” demiş.
O sırada değirmenin duvarında soluk harflerle yazılmış eski bir cümle görülmüş: Çarkı döndüren su değil, doğru niyettir. Herkes bu sözün anlamını düşünürken Keloğlan taşların arasından küçük, bakır bir anahtar bulmuş. Anahtarın üzerinde üç yapraklı bir yonca resmi varmış.
Keloğlan, anahtarı değirmenin her yerine denemiş. Kapılara, sandıklara, dolaplara uymamış. Sonunda zemindeki yuvarlak taşlardan birinin ortasında minicik bir kilit fark etmiş. Anahtar kilide girince taşın altından üç tahta levha çıkmış. Birinci levhada Sabır, ikincisinde Paylaşmak, üçüncüsünde Akıl yazıyormuş.
Levhaların arkasında da şöyle bir bilmece bulunuyormuş: “Beni aceleyle ararsan görünmem. Beni kendine saklarsan çoğalmam. Beni doğru yerde kullanırsan yol açarım. Ben neyim?”
Köylüler uzun uzun düşünmüş. Bir çocuk bunun su olduğunu söylemiş, bir başkası anahtar demiş. Keloğlan ise hemen cevap vermemiş. Önce değirmenin çevresini dolaşmış. Derenin önüne biriken kuru dalları, çamurlu oluğu ve kenarda bekleyen çuvalları görmüş.
“Bence cevap tek bir şey değil,” demiş. “Sabırla bakarsak sorunu görürüz. Paylaşırsak herkesin gücü birleşir. Akılla davranırsak değirmenin yolunu açarız.”
Dursun Usta başını sallamış. Köylüler de Keloğlan’ın önerisiyle işe koyulmuş. Çocuklar küçük dalları toplamış, büyükler taşları kenara çekmiş. Fırıncı kadınlar birbirlerine su taşımış, çiftçiler çuvalları güvenli bir yere almış. Keloğlan ise değirmenin içindeki çarkları tek tek incelemiş.
Bir süre sonra çarkın dişlerinden birinin arasına sıkışmış kuru bir meşe palamudu bulmuş. Meşe ağacının dalından düşen bu palamut, suyun gücüyle oraya sürüklenmiş ve çarkın hareketini engellemiş. Keloğlan palamudu çıkarınca değirmen yine dönmeye başlamış.
Fakat un taşlarının hareket etmesiyle birlikte değirmenin tavanından ince bir toz bulutu yükselmiş. Herkes öksürmemek için dışarı çıkmış. Keloğlan içeride kalıp kapakları açmış, pencereleri aralamış. Rüzgâr içeri girince toz dağılmış ve tavandaki eski bir sandık ortaya çıkmış.
Sandığın içinden, değirmenin ilk sahibine ait bir defter çıkmış. Defterde buğdayın yalnızca zenginlerin değil, bütün köyün hakkı olduğu yazıyormuş. Her hasat zamanı, ihtiyaç sahipleri için bir miktar un ayrılması gerektiği anlatılmış.
Dursun Usta defteri okuyunca utancından başını eğmiş. Son yıllarda bu kuralı unutmuş, unu yalnızca parasını verenlere dağıtmış. Keloğlan ona kızmak yerine, “Unutulan iyilik yeniden hatırlanabilir,” demiş. Bunun üzerine Dursun Usta, değirmende öğütülen her çuvaldan bir tas unu köyün ortak ambarına koyacağına söz vermiş.
O günden sonra değirmenin çarkları hiç durmamış. Köylüler de eski kuralı yaşatmış. Keloğlan’a ise bakır anahtarı armağan etmişler. O, anahtarı boynuna asmak yerine köy meydanındaki ortak sandığa bırakmış.
“Çünkü akıl tek kişinin cebinde durursa küçülür,” demiş. “Paylaşıldıkça bütün köyün kapısını açar.”
O gece değirmenin sesi, derenin şırıltısına karışmış. Köyde herkes taze ekmek kokusuyla uyanmış. Keloğlan da annesinin hazırladığı sıcak çöreği yerken gülümsemiş. Böylece keloğlan masalları arasına, bir değirmenin unuttuğunu sandığı iyiliği yeniden hatırladığı güzel bir gün daha eklenmiş.




