Keloğlan Masalları

Bakır Değirmenin Üçüncü Düğmesi

Bir zamanlar, ardı ardına üç yaz boyunca yağmur görmemiş, küçük ve taşlı bir vadide Akçapınar adında bir köy varmış. Köyün deresi incelip gümüş bir ipliğe dönmüş, değirmenin çarkları durmuş, tarlalardaki buğday başakları başlarını eğmiş. Köylüler ellerindeki suyu dikkatle paylaşıyor, her sabah çeşmenin başında umutla bekliyormuş.

Bu köyde Keloğlan, annesiyle birlikte kerpiç bir evde yaşarmış. Cebinde yalnızca iki kestane, ayağında eski bir çift çarık varmış ama aklı pek çok kişinin ambarından daha doluymuş. Bir gün annesi, “Oğlum, suyumuz yarına ancak yeter. Köyün yaşlıları, kuruyan derenin kaynağını bulmak için yola çıkacakmış,” demiş.

Keloğlan kaşlarını çatıp düşünmüş. Sonra ocaklığın yanında duran eski bakır tası almış. Tası ters çevirince altında silik bir işaret görmüş: Üç yuvarlak düğme ve onların altında kıvrılan bir değirmen resmi.

“Bu tas, rahmetli dedeminmiş,” demiş annesi. “Deden, dağın ardında hiç durmadan dönen bir değirmenden söz ederdi. Fakat oraya giden yolu kimse bulamadı.”

Keloğlan, annesinden izin alıp yola çıkmış. Yanına bir parça ekmek, küçük tası ve köydeki çocukların ördüğü renkli bir ip almış. İpi ağaç dallarına bağlayarak yolunu işaretlemiş. Böylece geri dönerken yönünü şaşırmayacakmış.

Öğleye doğru, kayaların arasından yükselen ince bir uğultu duymuş. Uğultuyu izleyince, sarmaşıklarla örtülmüş kocaman bir bakır kapı bulmuş. Kapının üzerinde üç düğme varmış. Birinci düğmenin üstünde “En hızlı el”, ikincinin üstünde “En yüksek ses”, üçüncünün üstünde ise “En doğru niyet” yazıyormuş.

Keloğlan önce birinci düğmeye basmış. Kapının içinden bir ses yükselmiş: “Dünyadaki en hızlı şey nedir?”

Keloğlan biraz düşünmüş. “Aç bir insanın aklı,” demiş. “Çünkü ekmeği görünce düşünmeden ona koşar.”

Kapı hafifçe sarsılmış ama açılmamış. İkinci düğmeye basınca bu kez gök gürültüsünü andıran bir ses duyulmuş: “Dünyadaki en yüksek ses nedir?”

Keloğlan, “Bir annenin yavrusuna duyduğu sevgi,” diye cevap vermiş. “Dağların arkasında olsa bile yolunu bulur.”

Kapı yine açılmamış. Keloğlan üçüncü düğmenin önünde durmuş. Tam o sırada kayaların dibinde susuzluktan dili dışarı çıkmış yaşlı bir keçi görmüş. Keloğlan kendi suyunun yarısını keçiye içirmiş. Sonra üçüncü düğmeye dokunmuş.

“Dünyadaki en doğru niyet nedir?” diye sormuş kapı.

Keloğlan hiç düşünmeden, “Kimsenin susuz kalmaması,” demiş. “Bu değirmen yalnız benim köyüme değil, yolu buraya düşen herkese yardım etsin.”

Bakır kapı bu kez çiçek açar gibi iki yana ayrılmış. İçeride, tavandan sarkan parlak çarklarla çevrili kocaman bir değirmen varmış. Değirmenin ortasında berrak suyla dolu bir havuz, havuzun kıyısında da yaşlı bir değirmenci oturuyormuş.

“Yıllardır insanlar buraya gelip yalnızca kendi köyleri için su istemişti,” demiş değirmenci. “İlk iki soruya verdikleri cevaplar güzel olsa da niyetleri küçüktü. Sen ise paylaşmayı düşündün. Bu yüzden değirmenin sırrını öğrenmeye hak kazandın.”

Değirmenci, Keloğlan’a bakır tastaki işaretleri göstermiş. “Üç düğmeye aynı anda basmak yetmez. Birinci düğme aklı, ikinci düğme sevgiyi, üçüncü düğme ise iyiliği temsil eder. Üçü birlikte olursa su yolu açılır.”

Keloğlan düğmelere sırayla basmış. Değirmenin çarkları dönmeye, taş duvarların içinden şırıl şırıl su akmaya başlamış. Değirmenci ona, suyun yönünü değiştirecek küçük bir tahta kanat vermiş.

Keloğlan köye döndüğünde herkes şaşkınlıkla onu karşılamış. Tahta kanadı derenin başına yerleştirince yerin altındaki su, köyün eski kanalına doğru akmış. Fakat Keloğlan suyu yalnız kendi tarlalarına yönlendirmemiş. Köylülerle birlikte kanalı üç kola ayırmışlar: biri evlere, biri tarlalara, biri de hayvanların yalaklarına gitmiş.

O günden sonra Akçapınar’da kimse suyu israf etmemiş. Her bahar, köy çocukları dağa çıkıp bakır kapının önüne bir tas su bırakmış. Keloğlan ise annesinin yanına döndüğünde cebindeki iki kestaneyi ekmiş. Ağaç büyüyüp meyve verdiğinde ilk ürünleri, köyün en yaşlısıyla en küçük çocuğuna paylaştırmış.

Çünkü Keloğlan anlamış ki akıl yolu gösterir, sevgi yüreği ısıtır; fakat iyilik paylaşılmadıkça gerçek bir berekete dönüşmez.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu