Kaplumbağanın Gölgesindeki Üçüncü Yol

Uzak bir vadide, üç tepenin arasında yemyeşil bir orman uzanırdı. Bu ormanda hayvanlar, her yıl ilkbaharın başında kuruyan dere yatağının ötesindeki Meyve Bahçesi’ne giderdi. Bahçede bal kokulu armutlar, mor üzümler ve güneşte parlayan yabani erikler yetişirdi. Fakat bahçeye ulaşmak kolay değildi. Önlerinde üç yol bulunur, yolların yalnızca biri güvenli çıkardı.
Ormanın yaşlı yöneticisi Aslan Sancar, bu yıl yol seçme işini hayvanlara bırakmaya karar verdi. Herkes meydana toplandı. Tilki Rukiye, en kısa yolun kuzey yamacındaki dar patika olduğunu söyledi. Tavus kuşu Lale, kendi gördüğü renkli taşları anlatarak batı yolunun uğurlu olduğunu savundu. Eşek Numan ise doğu yolunun düz olduğunu, bu yüzden en rahat yolun o olduğunu düşündü.
Kalabalığın biraz gerisinde duran genç kaplumbağa Tıkır, üç yolu da dikkatle inceliyordu. Kabuğunda küçük bir yosun lekesi, gözlerinde ise meraklı bir parıltı vardı. Sonunda yavaşça öne çıktı ve Ben üçüncü bir yol olduğunu düşünüyorum dedi. Hayvanlar gülüştü. Çünkü haritada üç yoldan başka yol görünmüyordu.
Tıkır, gülüşlere aldırmadan yere eğildi. Kuzey patikasının kenarında ezilmiş otlar vardı; belli ki birçok hayvan oradan geçmişti. Batı yolundaki taşların üzerinde karınca izleri bulunuyordu, fakat taşların arası çok dardı. Doğu yolunda ise taze çamur izleri vardı. Tıkır, çamurun içindeki izlerin geyiklere değil, yukarıdan yuvarlanmış büyük kayalara ait olduğunu fark etti.
Aslan Sancar, kaplumbağanın sözünü dinleyip hayvanlardan yolları birlikte denemelerini istedi. Tilki kuzey yoluna koştu, fakat biraz ileride patikanın dikenli çalılarla kapandığını gördü. Tavus kuşu batı yoluna gitti; parlak taşların ardında derin bir çukur olduğunu fark edince geri döndü. Eşek Numan doğu yoluna adım atar atmaz, yamaçtan kopan küçük taşların yuvarlandığını gördü.
Hayvanlar meydana döndüğünde herkes susmuştu. Tıkır, tepenin haritasına yeniden baktı. Üç yolun da dere yatağında birleştiğini, fakat vadinin yukarısında geniş bir çayırlık bulunduğunu söyledi. Oraya çıkmak için belirgin bir patika yoktu. Ancak çayırlığın içinden, kurumuş derenin öte tarafındaki eski söğüt ağacına uzanan doğal bir eğim vardı.
Aradığımız yol, üzerinde ayak izi bulunmayan yol olabilir dedi Tıkır. Bazen herkesin baktığı yerde değil, kimsenin henüz denemediği yönde bir çözüm saklanır.
Aslan Sancar, hayvanlara bu yeni yolu birlikte hazırlamayı önerdi. Kunduzlar gevşek dalları topladı. Geyikler, eğimin kaygan yerlerine kuru yaprak serdi. Tavus kuşu yüksekten bakıp güvenli yönleri işaretledi. Tilki, çalılıkların arasından geçit açtı. Eşek Numan ise ağır taşları taşıyarak küçük bir basamak yaptı. Tıkır en yavaş ilerliyordu, ama her adımda zemini kontrol ediyor, kimsenin fark etmediği çukurları haber veriyordu.
Gün batmadan bütün hayvanlar söğüt ağacına ulaştı. Oradan Meyve Bahçesi yalnızca birkaç adım uzaktaydı. Bahçenin sahibi olan yaşlı arı, onları görünce şaşırdı. Yıllardır gelenlerin çoğu eski yollarda kayboluyor, oysa bu güvenli eğimi kimse kullanmıyordu. Arı, hayvanlara meyveleri paylaştırdı; fakat Tıkır bir sepeti kendisi için istemedi.
Bu bahçe hepimizin neşesi olsun dedi. Fakat dönüşte yolu işaretleyelim. Bir çözüm yalnızca onu bulanı değil, sonradan gelecek herkesi de korumalı.
Hayvanlar söğüt dallarına küçük renkli ipler bağladılar ve yolu bir daha kaybolmayacak şekilde belirlediler. O günden sonra ormanda önemli bir karar alınacağı zaman herkes önce en yüksek sesle konuşanı değil, en dikkatli gözlem yapanı dinlemeye başladı. Tıkır ise hiç acele etmedi. Çünkü vadide artık herkes biliyordu: Bazen doğru yolu bulmak için hızla koşmak değil, durup bütün yolları düşünmek gerekirdi.