10 Yaş Masalları

Söğüt Yaprağına Yazılan Cesaret

Uluçay’ın kıyısındaki Yelkovan köyünde herkesin bildiği ilginç bir kural vardı: Köyün yolları, insanların verdiği sözlere göre uzar ya da kısalırdı. Birine yardım edeceğine söz veren kişi sözünü tutarsa patika aydınlanır, verdiği sözü unutanın önündeki yol ise çalılarla kapanırdı.

On yaşındaki Tufan, bu kuralı büyüklerinden dinlemeyi severdi ama doğruluğuna pek inanmazdı. Ona göre yollar taşlardan, topraklardan ve köprülerden oluşurdu. Sözlerin yol yapabileceğini düşünmek, masal dinlemek gibiydi.

Bir sabah Tufan, okul yolunda eski söğüdün altında parlayan bir şey gördü. Bu, damla biçiminde kesilmiş yeşil bir yapraktı. Yaprağın üzerinde incecik harflerle şu cümle yazıyordu: “Köyün yönleri kaybolmadan önce üç iyiliği tamamla.”

Tufan yaprağı avucuna alır almaz köyün meydanındaki yön direğinin döndüğünü gördü. Kuzeyi, güneyi, doğuyu ve batıyı gösteren oklar birbirine karışmıştı. Fırının yolu değirmene, değirmenin yolu da tavuk kümesine çıkıyordu. İnsanlar şaşkın şaşkın sağa sola bakıyor, kimse nereye gideceğini anlayamıyordu.

Yaprağın arkasında ilk görev belirdi: “Yağmurdan kaçan tohumları toprağa ulaştır.” Tufan, köyün dışındaki tarlaya koştu. Geceki yağmur, küçük tohum keselerini yamaçtan aşağı sürüklemişti. Tufan tek başına hepsini taşıyamayacağını anlayınca arkadaşı Pera’dan yardım istedi. Birlikte çamura bata çıka tohumları topladılar ve kuru toprağın içine yerleştirdiler.

İlk iyilik tamamlanınca yaprakta gümüş renkli bir damar oluştu. Tufan şaşırdı ama durmadan ikinci göreve baktı: “Duyulmayan sesi doğru kişiye ulaştır.”

Köyün kenarında, işitme cihazı bozulan yaşlı saatçi Bay Merdan yaşardı. O gün meydandaki çocuk yarışmasının duyurusunu duyamadığı için atölyesinden çıkmamıştı. Tufan, yarışmanın afişini onun kapısına bırakmakla yetinmedi. Bay Merdan’ın yanına oturup dudaklarını açıkça görmesini sağladı, duyuruyu yavaşça anlattı. Saatçi gülümsedi ve eski cihazının kapağını Tufan’a uzattı.

“Bunu onarabilir misin?” diye sordu.

Tufan saatlerden anlamıyordu, fakat Pera’nın babasının elektronik aletler yaptığını biliyordu. Bay Merdan’ı birlikte dükkâna götürdüler. Küçük bir vida sıkıldı, ince bir tel yerine takıldı. Cihaz çalışınca saatçinin yüzü aydınlandı. Yaprakta ikinci gümüş damar da belirdi.

Son görev daha zordu: “Kendi korkunu, başkasının yolunu açmak için kullan.”

Tufan bu cümleyi anlamadı. Tam o sırada meydandaki yön direğinden ince bir çıtırtı geldi. Direğin altında, yıllardır kimsenin kullanmadığı eski taş tünelin girişi açılmıştı. Tünel, köyün kayıp kuzey yoluna gidiyordu. İçerisi karanlık ve dardı. Tufan karanlıkta kalmaktan korkardı. Üstelik yaprağın ışığı da giderek sönüyordu.

Pera, “İstersen birlikte gireriz,” dedi. Tufan başını salladı. Fakat tünelin girişinde küçük bir çocuk ağlıyordu. Çocuk, keçisinin tünelin öte yanında kaldığını söylüyordu. Tufan korkusunu saklamaya çalışmadan, “Ben de korkuyorum ama önce onu bulalım,” dedi.

İkisi el ele yürüdü. Tufan her adımda yüksek sesle yönleri saydı; Pera da duvarlardaki beyaz taşları işaretledi. Bir süre sonra keçinin çanını duydular. Hayvan, dar bir çıkıntının arkasına sıkışmıştı. Tufan yere uzanıp keçinin boynundaki ipi çözdü. Keçi dışarı çıkar çıkmaz tünelin duvarlarında yumuşak bir ışık yayıldı.

Yaprak üç gümüş damarla parladı ve rüzgârla yön direğine uçtu. Oklar yeniden yerlerine döndü. Ancak en şaşırtıcı şey, köyde yeni patikaların belirmesiydi. Bu yollar, insanların o gün verdiği sözlere gidiyordu.

Tufan yaprağı söğüdün dalına astı. O günden sonra köyde kimse söz vermeyi kolay bir iş sanmadı. Çünkü herkes öğrendi ki gerçek cesaret korkmamak değil, korkarken doğru adımı atmaktı. Tufan ise yolların taşlardan önce kalplerde başladığını artık biliyordu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu