Fabl Masalları

Kırmızı Kabuğun Altındaki Sessiz Cesaret

Yemyeşil Ilgın Ormanı’nın ortasında, yaz gelince küçülen yuvarlak bir gölet vardı. Göletin suyu azaldığında ormandaki hayvanlar sırayla kıyıya gelir, yalnızca ihtiyaçları kadar su içerdi. Bir sabah saksağan Çıtırtı, göletin kenarında parlayan kırmızı bir kabuk buldu. Kabuğu gagasında havaya kaldırıp bütün ormana seslendi: “Böyle güzel bir şeyi ancak çok dikkatli ve çok akıllı biri bulabilirdi!”

Çıtırtı o günden sonra kendisini ormanın en becerikli hayvanı saymaya başladı. Kimin yuvası için dal aradığını, kimin kaybolan meyvesini aradığını sormadan öğüt veriyor; sonra da her işin başında kendi adının anılmasını bekliyordu. Tavşanlar onun sözlerini dinliyor, serçeler başlarını sallıyor, fakat kirpi Diken uzaktan sessizce izliyordu.

Diken, göletin kıyısındaki toprağın bazı yerlerde nemli kaldığını fark etmişti. Yağmur haftalar önce yağmıştı ama su, yerin altından ince bir yol izleyerek gölete ulaşıyordu. Kirpi her akşam küçük pençeleriyle toprağı yokluyor, suyun hangi yöne aktığını anlamaya çalışıyordu. Bunu kimseye anlatmıyordu; çünkü yaptığı işin alkıştan çok işe yaramasını istiyordu.

Günler geçtikçe sıcaklık arttı. Göletin yüzeyi, kocaman bir yaprağın içindeki su damlası kadar küçüldü. Çıtırtı, kırmızı kabuğu göğsüne takıp hayvanların önüne çıktı. “Endişelenmeyin,” dedi. “Bu ormanı susuz bırakmayacak bir planım var. Her hayvan bana birer parlak taş getirecek. Taşları üst üste dizersem, gökyüzünden yağmur çağıran bir kule yapacağım.”

Hayvanlar taş toplamaya koyuldu. Kule yükseldi, yükseldi; ancak gökyüzü kupkuruydu. Çıtırtı kuleye tırmanıp uzun uzun bağırdı, kanatlarını çırptı, kırmızı kabuğu güneşe tuttu. Ne bir bulut göründü ne de göletin suyu arttı. Üstelik kule akşamüstü hafifçe yana eğildi. Diken, onu dikkatle inceledi ve “Belki suyu gökyüzünde değil, toprağın içinde aramalıyız,” dedi.

Çıtırtı bu sözleri duyunca gururla güldü. “Senin minicik pençelerin, benim keskin gözlerim kadar uzağı göremez,” diye karşılık verdi. Diken başını eğdi, fakat kırılmadı. Ertesi sabah, göletin arkasındaki çalılıklara gidip nemli toprağın izini takip etti. Orada, köklerin arasında kapanmış dar bir su yolu buldu. Yağmur suları bu kanaldan gölete akıyordu; fakat önüne biriken taşlar geçişi yavaşlatmıştı.

Diken, tek başına taşları kaldırmaya çalıştı. Küçük bir taşı yerinden oynattı, sonra yorulup dinlendi. Büyük bir kaya ise hiç kıpırdamadı. O sırada su içmek için gelen genç tavşanlardan biri onu gördü. Diken, bu kez sessiz kalmak yerine yardım istedi. Tavşanlar toprağı eşeledi, kunduzlar sağlam dalları çekti, karıncalar da taş parçalarını sırayla taşıdı. Her hayvan kendi gücünü kattıkça tıkanan kanal yavaş yavaş açıldı.

Çıtırtı, gölet başında hâlâ kulesini savunurken çalılıkların içinden ince bir şırıltı duydu. Sese doğru uçtuğunda, berrak suyun yeni açılan kanaldan gölete aktığını gördü. Hayvanlar sevinçle alkışlıyor, göletin yüzeyi yeniden parlıyordu. Çıtırtı’nın kulesi ise çoktan devrilmiş, parlak taşlar çimenlerin üzerine dağılmıştı.

Saksağan, kırmızı kabuğa baktı. Onu bulmuş olması gerçekten güzel bir rastlantıydı; ama bu rastlantı ormana tek damla su kazandırmamıştı. Asıl işe yarayan şey, Diken’in dikkatli bakışı ve herkesin birlikte çalışmasıydı. Çıtırtı ilk kez başkalarının yanında kendisini öne çıkarmadan konuştu: “Ben suyun yolunu göremedim. Diken gördü, sizler de onu açtınız. Bundan sonra bir fikrim olduğunda önce başkalarının fikrini dinleyeceğim.”

O günden sonra ormanda yeni bir düzen kuruldu. Her hayvan, bildiği şeyi paylaşırken yaptığı işi de başkalarının emeğine bağlamayı öğrendi. Çıtırtı hâlâ parlak nesneleri seviyordu; fakat bulduğu her güzelliği kendi başarısı saymıyordu. Kırmızı kabuğu da göletin kıyısına bıraktı. Kabuğun içine biriken yağmur damlaları, ormandakilere küçük ama önemli bir şeyi hatırlatıyordu: En güçlü ses, bazen en doğru sözü söyleyen sessiz dostun sesini duyabildiğinde işe yarar.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu