Çiy Tanesiyle Tartılan Söz

Ezop masalları, küçücük bir olayın içinden kocaman bir ders çıkarır. Bu masalda da ormanın en yüksek dalında yaşayan Şakrak adlı serçe, güzel sesi kadar büyük sözleriyle de tanınırdı.
Şakrak her sabah çınarların arasına konar, göğsünü kabartarak öterdi. Bir gün, ormandaki hayvanlar yaz şenliğini düzenlemek için açıklıkta toplandılar. Herkes bir görev seçiyordu. Porsuk sofrayı hazırlayacak, sincaplar yemiş toplayacak, kaplumbağa da göl kıyısından serin su taşıyacaktı.
Şakrak, kanatlarını iki yana açıp yüksek sesle konuştu: “Bütün şenliği ben güzelleştireceğim! Güneş batana kadar yüzlerce çiçek bulur, herkese şarkılar söyler, hatta uzaktaki tepeden serin bir rüzgâr bile getiririm.”
Hayvanlar birbirlerine baktılar. Şakrak’ın sesi gerçekten hoştu, ama verdiği sözler pek de gerçekçi görünmüyordu. Yine de kimse onun hevesini kırmak istemedi. Yaşlı kaplumbağa yalnızca şöyle dedi:
“Söz, ağızdan çıktığında hafif olabilir; fakat tutulmadığında bir taş gibi ağırlaşır.”
Şakrak bu öğüdü duymamış gibi yaptı. Şenliğin başlamasına az kala bir çalılığın üzerine kondu ve şarkı söylemeye başladı. Sesi öyle güzel yükseliyordu ki kelebekler havada dönmeye, tavşanlar kulaklarını dikmeye başladı. Fakat çiçek toplama vakti gelince Şakrak, “Birazdan,” diyerek ötmeyi sürdürdü.
Güneş gökyüzünde ilerledi. Sincaplar yemişleri taşımış, porsuk sofrayı kurmuş, kaplumbağa da suyu getirmişti. Yalnızca Şakrak’ın söz verdiği çiçekler ortada yoktu. Üstelik şarkı söylemekten yorulduğu için serin rüzgâr getirme görevini de unutmuştu.
Şakrak sonunda çalıların arasına uçtu. “Çiçek bulmak kolay,” diye düşündü. “En güzel buketi hemen hazırlayacağım.” Ancak ormanın çiçekleri çoktan toplanmıştı. Açıklığın kenarında yalnızca birkaç küçük beyaz çiçek kalmıştı. Şakrak onları toplamaya çalışırken kanadı ince bir dala takıldı.
O sırada yağmurdan sonra oluşmuş bir çiy tanesi yaprağın ucunda sallanıyordu. Şakrak, damlayı gagasıyla itince çiy tanesi yere düştü ve güneş ışığında parladı. Serçe kendi görüntüsünü o küçücük damlanın içinde gördü. Başında taç yoktu, kanatlarında renkli kurdeleler yoktu; yalnızca yorgun ve şaşkın bir serçe vardı.
Şakrak ilk kez kendine dürüstçe baktı. Herkesin onu alkışlamasını istemiş, fakat kimseye gerçekten yardım etmemişti. Büyük sözleri, küçük işlerin önüne geçmişti.
Birden uzaktan sesler duyuldu. Şenlik alanına doğru sıcak bir rüzgâr esiyor, tozları savuruyordu. Masadaki yaprak tabaklar uçuşmaya başladı. Şakrak hemen kanatlarını çırparak açıklığa döndü. Bu kez gösteriş için değil, işe yarayabilmek için uçuyordu.
Önce en hafif yaprakları gagasıyla topladı. Sonra arkadaşlarından yardım istedi. Kırlangıçlar havalanıp uçuşan örtüleri yakaladı, sincaplar taşlarla örtülerin köşelerini sabitledi. Şakrak ise dallardan geniş yapraklar getirip sofranın üzerine gölgelik yaptı. Böylece rüzgâr dinerken yiyecekler de korunmuş oldu.
Ardından ormanın gerisinde kalan küçük çiçekleri buldu. Onları tek tek, köklerine zarar vermeden topladı. Şenlik alanına döndüğünde elinde büyük bir buket değil, yalnızca küçük bir demet vardı. Buketin içinde mor menekşeler, sarı düğün çiçekleri ve iki beyaz kır çiçeği bulunuyordu.
Şakrak başını eğerek konuştu: “Çok şey yapacağımı söyledim, ama sözlerimin çoğunu tutamadım. Bugün öğrendim ki güzel konuşmak yetmez. Güven, küçük de olsa yapılan işlerle kazanılır.”
Yaşlı kaplumbağa gülümsedi. “İşte şimdi sözün bir anlam taşıyor,” dedi. “Çünkü onu davranışınla destekledin.”
Hayvanlar Şakrak’ı alkışladı. Bu alkış, sabahki gösterişli ötüşüne değil, günün sonunda verdiği gerçek yardıma aitti. Şakrak da o günden sonra daha az söz verip daha çok çalıştı. Şarkı söylediğinde herkes onu dinledi; çünkü artık ormandaki dostları, sesinin yanında güvenilir bir kalbi olduğunu biliyordu.
Masalın Öğüdü
Büyük sözler söylemek kolaydır; asıl değer, verilen sözü küçük ve samimi davranışlarla yerine getirmektir.




