Fabl Masalları

Kırlangıcın Getirdiği Boş Sepet

Gürgen Ormanı’nda yaz, her zamankinden daha sıcak geçiyordu. Dere ince bir iplik gibi akıyor, böğürtlen çalıları meyvelerini erkenden saklıyordu. Ormanda yaşayan hayvanlar, yaklaşan kurak günler için yiyecek biriktirmeye karar verdi. Herkes kendi yuvasının önüne küçük bir sepet koydu.

Kirpi Tonton mantar topladı, tavşan Mercan havuçları temizledi, sincap Fındık meşe palamutlarını yuvarladı. Kırlangıç Suna ise gün boyunca gökyüzünde uçup ormanın dört bir yanını dolaştı. Akşam olunca gagasında yalnızca eski, boş bir sepetle döndü.

“Bütün gün uçtun ama sepetin hâlâ boş,” dedi Fındık. “Yüksekten bakınca en güzel yiyecekleri bulacağını sanmıştım.”

Suna kanatlarını yavaşça katladı. “Yiyecek aradım,” dedi. “Fakat kuru dalların arasında saklanan minicik tohumları gördüm. Onları toplamak yerine, nerede olduklarını aklımda tuttum. Belki yarın hep birlikte gidersek daha fazlasını bulabiliriz.”

Fındık kuyruğunu kabarttı. “Ben kendi payımı kendim bulurum,” diye homurdandı. “Hem boş sepetle dönmek kolaydır.”

Ertesi sabah ormanın kıyısında büyük bir gürültü duyuldu. Rüzgâr, tepelerin ardındaki yaşlı meyve bahçesinin çitini devirmişti. Bahçede olgunlaşmış erikler, kurumuş otların arasına saçılmıştı. Ancak çitin kırık tahtaları yüzünden hayvanlar bahçeye giremiyor, yerdeki meyvelere ulaşamıyordu.

Tavşan Mercan tahtaları itmeye çalıştı ama pençeleri kaydı. Kirpi Tonton dikenleriyle çalılara takıldı. Sincap Fındık, yüksek bir dala çıkıp erikleri toplamayı denedi; fakat sepetini aşağıya nasıl indireceğini bilemedi. Her biri tek başına bir şeyler yapıyor, yine de iş ilerlemiyordu.

Suna gökyüzünde bir tur attı. “Çitin arkasında eski bir açıklık var,” diye seslendi. “Geçen kış oradan su samurları geçmişti. Açıklığın önünü sarmaşıklar kapatmış. Birlikte temizlersek bahçeye ulaşabiliriz.”

Bu kez Fındık itiraz etmedi. Tonton sarmaşıkların altından ilerleyip kökleri gevşetti. Mercan gevşeyen dalları çekti. Fındık da ağacın üstüne tırmanarak yukarıdan sarkan sarmaşıkları kopardı. Suna, boş sepetini açıklığın öte yanına taşıyıp hayvanların topladığı erikleri içine bırakmaları için bekledi.

Bir süre sonra bahçenin yolu açıldı. Hayvanlar erikleri, birkaç avuç tohumu ve yerde buldukları kuru incirleri dikkatle topladılar. Suna’nın sepeti ilk kez dolmuştu; ama o, sepeti hemen kendi yuvasına götürmedi. Ormanın ortasındaki büyük taşın yanına bıraktı.

“Bu benim sepetim,” dedi Fındık şaşkınlıkla.

“Evet,” diye karşılık verdi Suna. “Fakat içindekiler bugün hepimizin yardımıyla toplandı. İsterseniz burada ortak bir ambar kuralım. Kim ne bulursa getirsin, ihtiyacı olan da çekinmeden alsın.”

Hayvanlar bir süre sessiz kaldı. Sonra Tonton, mantarlarının yarısını taşın yanına koydu. Mercan havuçlarını getirdi. Fındık ise en sevdiği palamutlardan üçünü seçip sepetin içine bıraktı. Ardından ormanın bütün sakinleri, ambarın çevresine küçük raflar yaptı.

Günler geçtikçe kuraklık arttı, fakat hiç kimse aç kalmadı. Suna her sabah gökyüzünden yeni yollar buldu; diğerleri de onun gördüğü yerlere birlikte gitti. Boş sepet, kısa zamanda ormanın en değerli eşyası oldu. Çünkü o sepet, içine yiyecek konmadan önce bile hayvanlara bir şeyi hatırlatmıştı: Tek başına taşınamayan yükler, paylaşılınca hafifler; paylaşılmayan bolluk ise eninde sonunda ağırlaşır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu