2. Sınıf Hikayeleri

Dut Ağacının Altındaki Tersine Akan Çeşme

Ece, okulunun bahçesindeki eski dut ağacını çok severdi. Teneffüslerde arkadaşlarıyla ağacın gölgesine oturur, yaprakların arasından gökyüzünü izlerdi. Bahçenin köşesinde ise kimsenin pek kullanmadığı taş bir çeşme vardı. Çeşmenin musluğu yıllardır akmıyordu. Üzerinde, silinmeye yüz tutmuş küçük bir güneş resmi bulunuyordu.

Bir pazartesi sabahı Ece, çeşmenin yanından geçerken tuhaf bir ses duydu. Şıp, şıp, şıp… Sanki su damlıyordu. Eğilip baktığında çeşmenin içinden incecik bir su yükseldi. Fakat su aşağı akmak yerine yukarı doğru çıkıyor, sonra havada küçük halkalar çizerek yeniden taşın içine dönüyordu.

Ece şaşkınlıkla arkadaşlarını çağırdı. Bora, Suna ve Kerem koşarak geldiler. Hep birlikte çeşmeye baktılar. O sırada suyun içinden gümüş renkli bir kabarcık yükseldi. Kabarcık patlayınca yumuşak bir ses duyuldu: “Bahçenin susayan sesini bulun.”

Çocuklar birbirlerine baktılar. “Bahçenin susayan sesi ne demek?” diye sordu Bora. Önce toprağı dinlediler. Kurumuş çiçeklerin yanında yalnızca hafif bir hışırtı vardı. Sonra kuş yuvalarına baktılar. Kuşlar neşeyle ötüyordu. Dut ağacının gövdesine kulak verdiklerinde ise içeriden çok hafif bir tıkırtı geldi.

Dut Ağacının Sırrı

Ece, ağacın çevresini dikkatle inceledi. Köklerin arasında, yapraklarla örtülmüş küçük bir tahta kutu buldu. Kutunun kapağında üç damla resmi vardı. Açtıklarında içinden eski bir bahçe planı, birkaç tohum ve sararmış bir not çıktı. Notta, okulun ilk bahçıvanı Hasan Dede’nin yazdığı şu cümleler bulunuyordu: “Bir bahçe yalnızca suyla değil, ilgiyle de büyür. Onu dinleyenler, neye ihtiyacı olduğunu anlar.”

Çocuklar planı yere serdi. Bahçenin arka tarafında, yıllardır kullanılmayan küçük bir yağmur oluğu işaretlenmişti. Oraya gittiklerinde oluğun yapraklar ve dallarla tıkandığını gördüler. Yağmur suyu toprağa ulaşamıyor, bu yüzden yeni dikilen fidanlar susuz kalıyordu. Tersine akan çeşmenin sırrı, onlara bahçenin susayan sesini duyurmuştu.

Bora dalları topladı, Suna kuru yaprakları süpürdü, Kerem de öğretmenlerinden küçük bir kürek istedi. Ece, oluğun önündeki taşları dikkatle kenara koydu. Bir süre sonra sıkışmış çamur açıldı. İçeride biriken yağmur suyu şırıl şırıl akarak fidanların bulunduğu bölüme ulaştı. Toprak suyu hemen içine çekti.

O sırada çeşmenin suyu birden duruldu. Güneş resmi parladı ve musluktan bu kez berrak bir damla düştü. Damla, yerdeki kuru toprağın üzerine konunca minicik yeşil bir filiz belirdi. Çocuklar sevinçle alkışladı. Ece, kutudaki tohumların da boşuna saklanmadığını anladı. Ertesi gün öğretmenlerinin yardımıyla tohumları bahçenin uygun yerlerine diktiler.

Günler geçtikçe bahçede yeni sesler duyulmaya başladı. Fidanların yaprakları rüzgârla fısıldaşıyor, arılar çiçeklerin çevresinde vızıldıyor, yağmur oluğu neşeyle şırıldıyordu. Eski çeşme ise yalnızca çocuklar bahçeyi temizleyip suladığında akıyordu. Ece bunun bir ödül değil, bir hatırlatma olduğunu düşündü: Dikkatle dinleyen biri, küçük bir sorunun büyük bir güzelliğe dönüşebileceğini fark ederdi.

Okulda bahçe nöbeti için bir çizelge hazırladılar. Her gün farklı bir öğrenci çiçekleri kontrol etti, çöpleri topladı ve susayan toprağı suladı. Dut ağacının altında da küçük bir tabela belirdi: Bahçeyi dinle, iyiliği büyüt. O günden sonra okulun en sessiz köşesi, herkesin uğramak istediği en canlı yer oldu. Ece her çeşmeye baktığında, gerçek sihrin dikkat etmekte ve birlikte emek vermekte saklı olduğunu hatırladı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu