2. Sınıf Hikayeleri

Sarı Duvarın Ardındaki Sessiz Postane

Ada, her sabah okuluna giderken aynı sarı duvarın önünden geçerdi. Duvarın üzerinde ne bir resim ne de bir yazı vardı. Yalnızca köşesinde, yağmurdan parlamış küçük bir pirinç kapı duruyordu. Ada bu kapıyı daha önce hiç fark etmemişti. Bir salı günü, rüzgâr kapının önüne beyaz bir zarf sürükledi. Zarfın üzerinde yalnızca “İyiliği olan çocuğa” yazıyordu.

Ada zarfı eline alınca kapı çıt diye açıldı. İçeride minicik bir postane vardı. Tavandan sarkan lambalar yıldız gibi parlıyor, raflarda rengârenk zarflar sıralanıyordu. Tezgâhın arkasında gözlükleri burnunun ucunda duran yaşlı bir güvercin oturuyordu. Güvercin, başını eğip Ada’ya baktı.

“Hoş geldin,” dedi. “Ben Postacı Gugu’yum. Bu mektuplar, söylenememiş güzel sözleri taşır. Fakat bugün postanemizin zili kayboldu. Zil olmadan mektuplar sahiplerine ulaşamıyor.”

Ada şaşkınlıkla raflara göz gezdirdi. “Zil nasıl kayboldu?”

“Dün akşam mahallede büyük bir telaş vardı. Herkes acele edince zil de kendini görünmez sanıp kaçmış olabilir.”

Gugu, Ada’ya üç zarf verdi. “Zili bulmak için önce bu mektupların sahiplerine ulaşmalıyız. Mektuplar doğru kişiye gidince zilin sesi duyulur.”

Üç Küçük Mektup

İlk zarfın üzerinde “Kırmızı şemsiyeli çocuk” yazıyordu. Ada okul yolunda kırmızı şemsiyesi olan bir çocuk gördü. Bu çocuk, kaldırım kenarında ıslanmış bir kediyi karton kutunun içine yerleştiriyordu. Ada mektubu uzattı. Çocuk zarfı açınca içinden şu sözler çıktı: “Paylaştığın sıcaklık, yağmurdan daha güçlüdür.” Çocuğun yüzü aydınlandı. O anda uzaktan ince bir çın sesi geldi.

İkinci mektubun üzerinde “Her gün aynı bankta oturan kişi” yazıyordu. Ada, parkın köşesindeki bankta yaşlı bir amca gördü. Amcanın elinde ağır bir alışveriş çantası vardı. Ada çantayı evine kadar taşımayı teklif etti. Amca teşekkür ederek mektubu aldı. Mektupta, “Birlikte yürüyünce yol kısalır,” yazıyordu. Bu kez çın sesi biraz daha yakından duyuldu.

Üçüncü zarfın üzerinde “Sırasını beklemeyi öğrenen biri” yazıyordu. Ada bu kişinin kim olduğunu hemen anlayamadı. Okulun bahçesinde top oynayan çocukları izlerken sıranın en arkasında bekleyen Eren’i fark etti. Eren, topa çok katılmak istese de arkadaşlarının sırasını bozmuyordu. Ada mektubu ona verdi. Eren, “Beklemek zor ama arkadaşlarımın hakkına girmemek daha önemli,” dedi. Mektuptaki cümleyi okuyunca herkes gülümsedi: “Sabır, görünmeyen bir arkadaşlık köprüsüdür.”

Birden okulun çatısından berrak bir zil sesi yükseldi. Ses, parkın içinden geçip sarı duvara kadar uzandı. Ada ve Eren sesin peşinden koştular. Zil, büyük bir ağacın dalında sallanıyordu. Meğer rüzgâr onu postanenin çatısından alıp ağaca bırakmıştı.

İyiliklerin Sesi

Gugu, zili yerine takınca postanenin bütün zarfları hafifçe havalandı. Her zarfın içinden bir ışık çıktı. Işıklar birleşerek duvarda küçük bir pencere oluşturdu. Pencereden mahallenin tamamı görünüyordu. Bir çocuk arkadaşının kalemini bulmasına yardım ediyor, bir kadın komşusunun poşetlerini taşıyor, iki kardeş kırılan oyuncağı birlikte onarıyordu.

“Demek zil yalnızca kaybolmamış,” dedi Ada. “Bize mahalledeki iyilikleri de göstermiş.”

Gugu gülümsedi. “İyilikler bazen sessiz yapılır. Ama onların sesi, dikkat eden kalplere mutlaka ulaşır.”

Ada, okulda bu macerayı anlatmak istedi. Fakat postanenin sırrını herkese açıklamak yerine sınıf arkadaşlarına bir öneri sundu. Herkes, o gün gördüğü ya da yaptığı küçük bir iyiliği renkli kâğıtlara yazacaktı. Kâğıtlar sınıfın duvarında büyük bir güneş oluşturdu.

O günden sonra Ada, sarı duvarın önünden her geçtiğinde pirinç kapıya bakardı. Kapı bazen görünür, bazen kaybolurdu. Ama içeriden gelen ince zil sesi hep duyulurdu. Çünkü mahallede bir iyilik yapıldığında, sessiz postanenin zili yeniden çalardı. Bu, Ada’nın 2. sınıf hikayeleri arasında arkadaşlarına anlattığı en sevdiği masal oldu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu