Köpek Masalları

Çınaraltında Tersine Esen Rüzgâr

Çınarova köyünde, evlerin önünden renkli çiçekler sarkar, dereden ince bir şırıltı yükselir, her sabah fırından sıcak ekmek kokusu yayılırdı. Köyün en neşeli sakini ise kahverengi kulakları ve beyaz benekli patileriyle Boncuk adında bir köpekti. Boncuk, herkesi tanırdı: Bakkal Rıza Amca’nın ağır adımlarını, değirmenci Suna’nın ıslığını, okul yolundaki çocukların kahkahalarını… Fakat bir pazartesi sabahı köy bambaşka uyandı.

Horoz öttü ama sesi duyulmadı. Değirmenin çarkları döndü, yine de gıcırtıları çıkmadı. Nehir akıyor, yapraklar sallanıyor, kapılar açılıyordu; ancak bütün sesler görünmez bir battaniyenin altında saklanmış gibiydi. Köylüler şaşkınlıkla birbirlerine baktı. Boncuk havladı, fakat kendi havlamasını bile işitemedi. Yalnızca boynundaki küçük çanın çok uzaklardan gelen minicik bir tınısını fark etti.

Boncuk çanın sesini izleyerek çınarın altına koştu. Orada, toprağın üzerinde gümüş renkli bir tüy buldu. Tüyün yanında da yuvarlak, mavi bir taş duruyordu. Boncuk taşı burnuyla dürtünce taş hafifçe parladı ve çınarın dalları ters yöne doğru esmeye başladı. Rüzgâr köyden tepeye değil, tepeden köye doğru akıyordu.

Boncuk, köyün yaşlı saatçisi Nermin Hanım’a gitti. Kadın, taşın üzerine büyüteciyle baktı ve gülümsedi. “Bu, Yankı Taşı’na benziyor,” dedi. “Yıllar önce sesleri koruyan küçük bir kuş, onu çınarın köklerine bırakmıştı. Taş yerinden oynarsa sesler kaybolmaz; yalnızca onları yeniden doğru yere götürecek bir dosta ihtiyaç duyar.” Boncuk kuyruğunu salladı. Yardım etmeye hazırdı.

Nermin Hanım ona eski bir kurdele bağladı. Kurdele, sessiz seslerin izlerini gösterecekti. Boncuk önce değirmene gitti. Kurdele bir un çuvalının çevresinde döndü. Boncuk çuvalı dikkatle çekince içinden değirmen çarkının neşeli gıcırtısı çıktı. Ses, Boncuk’un peşine takılıp havada ışıklı bir iplik gibi uzandı. Sonra fırının önünde ekmek kokusunun sakladığı çıtırtıyı buldu.

İkinci iz, dere kıyısındaki söğüt ağacına götürdü. Boncuk orada küçük bir serçenin telaşla çırpındığını gördü. Serçenin yuvasına uzun bir dal düşmüş, kuş yavruları annelerinin çağrısını duyamaz olmuştu. Boncuk dalı dişleriyle çekmeye çalıştı ama dal ağırdı. O sırada köy çocukları geldi. Hep birlikte dalı kaldırdılar. Serçenin cıvıltısı gökyüzüne yükseldi ve ışıklı ipliklere katıldı.

Yol, Boncuk’u tepenin ardındaki eski taş köprüye götürdü. Köprünün altında seslerden örülmüş büyük bir düğüm vardı. Horozun ötüşü, derenin şırıltısı, çanların tınısı ve çocukların kahkahası birbirine karışmıştı. Boncuk düğümü dişleriyle çözmeye kalktı, fakat iplikler daha da sıkılaştı. O zaman Nermin Hanım’ın sözünü hatırladı: Sesleri zorlamak değil, doğru yere götürmek gerekiyordu.

Boncuk gözlerini kapattı. Önce derenin sesini dinledi ve onu suya bıraktı. Ardından değirmenin gıcırtısını çarka, fırının çıtırtısını ekmeklere, serçenin cıvıltısını söğüt dallarına taşıdı. Son olarak köyün bütün kahkahalarını okul bahçesine yönlendirdi. Her ses ait olduğu yeri buldukça düğüm gevşedi. Gümüş tüy havalandı, mavi taş parladı ve tersine esen rüzgâr yavaşça durdu.

Çınarova’da bir anda binlerce ses duyuldu. Horoz yeniden öttü, değirmen şarkı söyledi, dere gümüş gibi güldü. Fırından çıkan ilk ekmekler köy meydanında paylaşıldı. Çocuklar Boncuk için renkli bir tasma hazırladı; üzerine “Seslerin Dostu” yazdılar. Boncuk ise o günden sonra her sabah çınarın altında oturup çevresini dinledi.

Kimse Yankı Taşı’nın yeniden ne zaman parlayacağını bilemedi. Fakat köyde herkes şunu öğrendi: Bazen en büyük karışıklığı çözmek için güçlü olmak yetmez; sabırla dinlemek, yardım istemek ve her şeyi ait olduğu yere bırakmak gerekir. Boncuk’un çanı da o günden sonra yalnızca bir kez çaldı. Bu tek tını, köydeki bütün kalplere aynı anda ulaşan küçük, sevinçli bir teşekkürdü.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu