Deniz Kızı Masalları

Ayışığını Boyayan Deniz Kızı

Denizin, ay ışığını dalgaların altında sakladığı bir gecede, Mercanova Körfezi’nde Lina adında genç bir deniz kızı yaşardı. Lina’nın saçları deniz yosunu gibi kıvırcık, kuyruğundaki pullar ise suyun rengine göre parlayan gümüş beneklerle süslüydü. En büyük yeteneği, şarkı söylediğinde küçük ışık balıklarının dans etmesini sağlamaktı.

Lina’nın yaşadığı körfezde her yıl Renkli Akıntı Şenliği yapılırdı. Bu şenlikte mercanlar pembe, turuncu ve mor renklere bürünür; deniz kaplumbağaları kabuklarına minik deniz çiçekleri takar; balon balıkları neşeli ezgiler eşliğinde yuvarlak danslar ederdi. Fakat şenliğe üç gün kala mercanların renkleri birer birer solmaya başladı. Önce mor dallar griye döndü, sonra turuncu süngerler süt beyazı kesildi.

Körfezde yaşayanlar endişelenince, yaşlı deniz atı Mimo, Lina’yı yanına çağırdı. Mimo, boynundaki deniz camından yapılmış kolyeyi düzelterek, “Renkler kaybolmadı,” dedi. “Onları saklayan bir sessizlik var. Bu sessizliğin kaynağını bulmak için Sedefli Yarık’ın ötesine gitmelisin. Ancak oraya yalnızca kendi ışığına güvenenler ulaşabilir.”

Lina, yanına en yakın arkadaşı Piko’yu aldı. Piko, ceplerinde deniz kabukları taşıyan, meraklı bir mürekkep balığıydı. Yola çıkarken annesi ona küçük bir yosun kurabiyesi verdi. “Bunu sadece çok zor bir anda ye,” diye tembihledi. “Paylaşırsan daha da güzel kokar.”

İkili, yosun ormanlarının arasından geçti. İnce dallara takılmış bir deniz feneri balığını kurtardılar, sonra da yönlerini bulamayan üç yavru vatoza yuvalarına kadar eşlik ettiler. Bir süre sonra su koyulaştı ve karşılarında, içinden mor kabarcıklar yükselen Sedefli Yarık belirdi. Yarığın dibinde, çevresine inci tozları saçan kocaman bir istiridye duruyordu.

İstiridyenin kapağı ağır ağır açıldı. İçinden, şeffaf kanatları olan küçük bir deniz ruhu çıktı. Adı Veyra’ydı. Veyra’nın elinde, renklerini kaybetmiş minicik bir mercan dalı vardı. “Bütün renkleri bu dalın içine topladım,” diye fısıldadı. “Çünkü kimse benim yaptığım ışıkları fark etmiyordu. Renkler yalnızca bana ait olursa değerli olacak sandım.”

Lina, Veyra’ya kızmak yerine onun yanına oturdu. “Bir ışık saklanınca büyümez,” dedi. “Ama başkalarının ışığına karışınca yeni renkler doğurabilir.” Sonra şarkı söylemeye başladı. Sesi önce ince bir su damlası gibi yükseldi. Piko kabuklarını birbirine vurarak ritim tuttu. Kurtardıkları fener balığı uzaktan parladı, yavru vatozlar da kuyruklarını neşeyle salladı.

Veyra, elindeki mercan dalını Lina’ya uzattı. Lina dalı kendi ışığıyla boyamadı; Piko’nun mor kabuklarından, fener balığının sarı parıltısından ve Veyra’nın gümüş kanatlarından biraz ışık aldı. Hepsi birleşince mercan dalında daha önce hiç görülmemiş renkler oluştu: deniz mavisiyle karışan limon sarısı, pembe üzerine düşen yeşil kıvılcımlar ve gecenin içinden gülümseyen sıcak bir altın.

Bu renkler akıntıya yayıldı. Solgun mercanlar yeniden canlandı, fakat eskisinden farklı olarak her dal başka bir tonda parlıyordu. Mercanova Körfezi, sanki denizin altında açılmış dev bir gökkuşağına dönüştü. Veyra da istiridyesine kapanıp saklanmak yerine şenliğe katılmaya karar verdi.

Renkli Akıntı Şenliği başladığında Lina’nın şarkısına yüzlerce canlı eşlik etti. Veyra’nın ışıkları suyun üzerinde yıldız kümeleri gibi süzüldü. Mimo, Lina’ya bakıp gülümsedi ve “Gerçek ışıltı, onu paylaşacak bir kalp bulduğunda çoğalır,” dedi.

O günden sonra Mercanova’da her yeni renk, onu bulan kişinin adıyla değil, ona katkı veren herkesin dostluk işaretiyle anıldı. Lina ise denizin uzak köşelerine yolculuk ederek ışığını saklayan canlıları buldu. Çünkü deniz kızı masalları arasında en güzel şarkının, tek bir sesin değil, birlikte söyleyen kalplerin şarkısı olduğunu öğrenmişti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu