Ejderha Masalları

Bulutların Altında Uyuyan Minik Ejderha

Gökkuşağı Tepeleri’nin ardında, bulutların yere çok yakın süzüldüğü küçük bir vadi vardı. Bu vadide yaşayan ejderhaların pulları gün ışığında parlar, kanatları rüzgârla şarkı söylerdi. İçlerinde en küçüğü olan Pofur’un pulları ise sabah çiyi gibi açık maviydi. Pofur’un diğer ejderhalardan farklı bir özelliği vardı: Ateş püskürtmek yerine, burnundan minicik bulutlar çıkarırdı.

Ne var ki o yıl vadideki yağmurlar gecikmişti. Dereler incecik akıyor, çiçekler başlarını eğiyor, sebze bahçelerindeki fideler susuzluktan yorgun görünüyordu. Köylüler her sabah gökyüzüne bakıyor, yağmur bulutlarının bir türlü toplanmadığını görüyordu.

Vadinin yaşlı gökyüzü bekçisi Sedef Nine, meydandaki taş kuyuya gümüş bir düdük bıraktı. “Bu düdük çalarsa bulutlar birbirini duyar ve yağmur yolculuğuna başlar,” dedi. “Fakat düdüğün sesi ancak onu içtenlikle arayan birinin nefesiyle duyulabilir.”

Ertesi sabah gümüş düdük ortadan kayboldu. Herkes onu aradı; kuyunun çevresine, değirmenin altına, papatya tarlasına baktı. Pofur, düdüğü bulmaya karar verdi. Yanına bir parça çörek, küçük bir su matarası ve kendisinin ördüğü renkli bir ip aldı. İpi, yolunu kaybetmemek için ağaç dallarına bağlayacaktı.

İlk olarak fısıltılı çayıra gitti. Çayırdaki uzun otlar, rüzgâr estikçe “Şşş, şşş,” diye ses çıkarıyordu. Pofur burada parıldayan bir şey gördü. Yaklaşınca bunun düdük değil, yaşlı bir kaplumbağanın kabuğuna takılmış güneş boncuğu olduğunu anladı. Kaplumbağa boncuğunu almak için başını uzatamıyordu. Pofur nazikçe boynunu eğdi, boncuğu çözdü. Kaplumbağa teşekkür ederek, “Düdük kuzeydeki Pofuduk Kayalıklar’a doğru götürülmüştü,” dedi.

Pofur kuzeye uçtu. Yolda susamış bir arı ailesine rastladı. Arılar, çiçek bulamadıkları için kovandan çıkmaya çekiniyordu. Pofur mataradaki suyunu onlarla paylaştı. Sonra yumuşak bir nefes verdi. Burnundan çıkan minicik bulut, çevreye serin çiy damlaları bıraktı. Arılar sevinçle vızıldayıp ona kayalıkların ardında bir düdük sesi duyduklarını söyledi.

Kayalıklara vardığında gümüş düdüğü gerçekten buldu. Düdük, iki yuvarlak taşın arasına sıkışmıştı. Pofur onu çekmeye çalıştı, fakat taşlar kıpırdamadı. Önce güçlü bir alev püskürtmeyi düşündü. Sonra Sedef Nine’nin sözlerini hatırladı: Düdük, içtenlikle arayan birinin nefesiyle duyulacaktı. Pofur derin bir nefes aldı ve taşlara sıcak değil, ılık bir soluk verdi. Soluğunun içinden üç küçük bulut çıktı. Bulutlar taşların üzerine konup hafifçe gıdıklandı. Taşlar kahkaha atar gibi yana yuvarlandı.

Pofur düdüğü aldı ve vadinin meydanına dönmek için kanat çırptı. Fakat gökyüzü beklenmedik biçimde karardı. Düdük, Pofur’un patilerinde ışıldıyor, çevresindeki bulutlar hızla büyüyordu. Pofur ne yapacağını bilemeyince düdüğü üfledi. Önce yalnızca ince bir “füü” sesi çıktı. Ardından dağların, çayırların ve nehirlerin üzerinden yumuşacık bir yankı yayıldı.

Uzaklardaki bulutlar bu sesi duydu. Birbirlerine yaklaşarak büyük, bembeyaz bir örtü oluşturdular. Sonra gökten ağır damlalar değil, çiçeklerin susuzluğunu giderecek nazik bir yağmur inmeye başladı. Yağmur damlaları Pofur’un mavi pullarına değdikçe küçük gümüş yıldızlara dönüşüyordu.

Vadideki herkes meydanda toplandı. Sedef Nine, Pofur’un boynuna yağmur damlası biçiminde bir madalyon taktı. “Bugün yalnızca düdüğü bulmadın,” dedi. “Paylaşmanın, sabrın ve yumuşak bir nefesin ne kadar güçlü olduğunu da gösterdin.”

O günden sonra Pofur, vadinin yağmur dostu oldu. Her kurak sabah, gökyüzüne minicik bulutlar gönderdi. Köylüler de onun için bahçelere mavi çiçekler dikti. Pofur en çok, çiçeklerin üzerinde biriken çiyi görünce gülümsedi. Çünkü artık biliyordu: Bazen dünyayı değiştiren şey kocaman bir alev değil, doğru zamanda paylaşılan küçücük bir iyilikti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu