Üç Zilin Peşindeki Beyaz Patikalar

Gümüşpınar Vadisi’nde her yıl baharın ilk cumartesi günü büyük bir şenlik kurulurdu. Sincaplar fındık kurabiyeleri dizer, kirpiler renkli bayraklar asar, kurbağalar göl kıyısında neşeli şarkılar söylerdi. Şenliğin başlaması içinse tepenin doruğunda duran üç küçük zilin çalması gerekirdi. Bu ziller çınladığında çiçekler başlarını kaldırır, kelebekler dans eder, vadinin bütün yolları rengârenk ışıklarla aydınlanırdı.
Vadideki en hızlı ve en meraklı canlı, Misket adında beyaz bir tavşandı. Misket’in kulakları rüzgârı dinler, ayakları taşların arasındaki en kısa yolu bulurdu. Fakat onun en sevdiği şey, kimsenin daha önce denemediği patikalardan geçmekti. Bir sabah, şenlik hazırlıkları sürerken tepeden tuhaf bir gürültü duyuldu.
“Güm güm, tıkır tıkır, yuvarlanıyoruz!”
Misket başını kaldırdı. Üç sihirli zil, yerlerinden kopmuş, çimenlerin üstünde zıplayarak aşağı doğru ilerliyordu. Biri dereye, biri böğürtlen çalılıklarına, diğeri de eski değirmenin arkasındaki taş yola doğru yuvarlandı.
“Ziller durmazsa şenlik başlayamaz!” diye seslendi bayrakları taşıyan Suna Sincap.
Misket hiç düşünmeden havaya sıçradı. İlk zilin peşinden dere kıyısına koştu. Zil, suyun üstünde duran kütüklere çarpa çarpa ilerliyordu. Misket bir kütükten ötekine atladı, fakat son kütük ıslaktı. Kayınca kuyruğu suya değdi ve küçük bir su sıçraması burnuna kadar yükseldi. Misket gülerek silkindi, sonra önündeki sazlıkların arasına daldı.
Zil, iki ördeğin yuvasının yanına sıkışmıştı. Ördekler telaşla kanat çırpıyordu.
“Yardım edin, zil yavrularımızı ürkütüyor!” diye bağırdı anne ördek.
Misket hemen zili itmek yerine önce sazları araladı. Sonra yere uzanıp arka ayaklarıyla bir dala güç verdi. Dal kıpırdayınca zil yavaşça dışarı çıktı. Ördekler rahatladı, Misket de zili sırtındaki küçük çantaya yerleştirdi. Çanta her adımda “çın çın” diye ses çıkarıyordu.
İkinci zil böğürtlen çalılıklarına girmişti. Dikenli dallar öyle sıkışmıştı ki hiçbir hayvan yanına yaklaşamıyordu. Misket, çalılıkların çevresinde dolaşırken yerde ince bir tünel fark etti. Tünelin girişinde köstebek Pıtır duruyordu.
“Ben kazdım ama içerisi zil için fazla dar,” dedi Pıtır.
“O zaman tüneli büyütmek yerine zili küçücük bir dönüşle çıkaralım,” dedi Misket.
Birlikte çalılığın yanındaki düz taşı buldular. Misket taşı eğimli bir rampaya çevirdi, Pıtır da zilin altındaki toprağı gevşetti. Zil rampadan kayıp tünelin ağzına geldi. Misket iki kulağını yana yatırıp zili hafifçe itti. Zil, dikenlere takılmadan dışarı süzüldü.
Üçüncü zil ise değirmenin arkasındaki taş yolda hızla ilerliyordu. Bu zil diğerlerinden daha ağırdı. Misket peşinden koştu, fakat zil her tümsekte biraz daha hızlanıyordu. Yolun sonunda geniş bir çamur birikintisi vardı. Zil çamura düşerse onu çıkarmak çok zor olacaktı.
Misket bir anda durdu. Hızla koşmak yerine çevresine baktı. Değirmenin yanında eski bir un çuvalı, uzun bir ip ve yuvarlak bir sepet duruyordu. Misket ipi çuvala bağladı, sepeti de yolun kenarına yerleştirdi. Sonra çuvalı önüne alıp zili yavaşça sepetin içine yönlendirdi. Zil sepetin içinde bir tur döndü ve “çın!” diye durdu.
O sırada Suna Sincap, Pıtır Köstebek ve iki ördek Misket’e yetişti. Hep birlikte üç zili tepeye taşıdılar. Ancak zillerin asılacağı direk de eğilmişti. Misket, direğin çevresine küçük taşlar dizdi. Pıtır toprağı sıkıştırdı, Suna dallardan destek yaptı, ördekler de gölden su getirip toprağı yumuşattı. Bir süre sonra direk yeniden dimdik oldu.
Misket üç zili yan yana astı. Suna ipi çektiğinde vadiyi öyle güzel bir ses doldurdu ki çiçekler aynı anda açıldı. Kurbağalar şarkıya başladı, kelebekler havada halkalar çizdi. Şenlik hiç olmadığı kadar neşeli geçti.
O günden sonra Gümüşpınır Vadisi’nde yeni bir gelenek başladı: Şenliğin ilk zilini en hızlı koşan değil, en iyi düşünen canlı çalacaktı. Misket ise her yıl zillerden önce yola çıkıp patikaları kontrol etti. Çünkü bazen büyük bir işi tamamlamak için yalnızca hızlı ayaklar değil, dikkatli gözler ve yardımsever dostlar da gerekirdi.




