Dini Hikayeler

Sessizce Parlayan Emanet Sandığı

Dağların eteğinde, sabahları kuş sesleriyle uyanan küçük bir mahalle vardı. Mahallenin ortasında yaşlı dut ağaçlarının gölgelediği bir çeşme, çeşmenin yanında da herkesin saygıyla baktığı eski bir sandık dururdu. Sandığın üzerinde yalnızca şu sözler yazılıydı: “Emanet, sahibini bulunca ışık olur.”

On iki yaşındaki Sedef, bu sandığı her gün görür ama içindekileri hiç merak etmezdi. Çünkü sandığın anahtarı mahalledeki iyiliksever Rauf Amca’da bulunur, Rauf Amca da sandığı yalnızca ihtiyaç olduğunda açardı. Bir gün annesi, Sedef’ten fırından ekmek almasını istedi. Sedef çeşmenin yanından geçerken sandığın kapağından ince, altın renkli bir ışığın sızdığını fark etti.

Merakına yenilen Sedef, Rauf Amca’yı aradı. Onu, caminin yanındaki küçük avluda güvercinlere su verirken buldu.

“Rauf Amca, sandık parlıyor,” dedi. “İçinde ne var?”

Rauf Amca gülümsedi. “Belki de sandık değil, birinin güzel niyeti parlıyordur. Fakat bunu anlamanın yolu kapağı hemen açmak değil, önce neden parladığını düşünmektir.”

Sedef bu cevabı tam anlayamadı. Yine de gün boyunca sandığı düşündü. Akşamüstü, çeşmenin başında yaşlı Nimet Teyze’nin ağır su kovalarını taşımaya çalıştığını gördü. Sedef hemen yanına koşup kovaları evine kadar götürdü. Nimet Teyze teşekkür ederken Sedef’in kalbi ısındı. Çeşmeye döndüğünde sandığın ışığının biraz daha güçlendiğini fark etti.

Ertesi sabah mahallede bir haber yayıldı. Fırıncı Salih Usta’nın küçük oğlu hastalanmış, ilaç parası yetmediği için ailesi üzülmeye başlamıştı. Sedef, annesinin yaptığı çöreklerden birkaçını ayırıp fırına götürdü. Sonra arkadaşlarıyla konuşarak herkesin gücü yettiğince yardım etmesini önerdi. Kimi harçlığından bir miktar verdi, kimi evindeki meyveleri getirdi, kimi de fırında çalışıp Salih Usta’nın yükünü hafifletti.

O gece sandık, ay ışığından bile parlak görünüyordu. Rauf Amca anahtarı eline aldı ve mahalle çocuklarını yanına çağırdı.

“Şimdi açabiliriz,” dedi. “Çünkü sandığın ışığı, içindeki bir şeyden değil, çevresinde çoğalan iyiliklerden doğdu.”

Kapak açılınca herkes şaşırdı. Sandığın içinde altın, mücevher ya da sihirli taşlar yoktu. Yalnızca küçük kâğıtlar, birkaç ekmek kuponu, kullanılmamış defterler ve üzerinde isim yazmayan para zarfları vardı. Kâğıtların her birinde bir iyilik anlatılıyordu: Birinin sabah erkenden komşusunun kapısına süt bırakması, bir çocuğun kırılan oyuncağını paylaşması, bir yolcunun susamış bir kuşa su vermesi gibi.

Rauf Amca, sandığın yıllar önce mahalle büyükleri tarafından kurulduğunu anlattı. İnsanlar yaptıkları iyilikleri övünmek için değil, başkalarına ilham olsun diye isimsizce yazarmış. Sandık da bu güzel davranışları ihtiyaç sahiplerine ulaştırırmış.

Sedef, kendi yaptığı yardımların da sandığa yazılmasını istedi. Fakat Rauf Amca başını salladı.

“İyilik, karşılığında alkış beklemez,” dedi. “Sen bugün birine yardım ederken Allah’ın rızasını gözettiysen, en güzel kayıt zaten kalbindedir.”

Sedef o anda sandığın sırrını gerçekten anladı. Işık, tahtaların arasından değil; paylaşan ellerden, şükreden gönüllerden ve kimse görmese bile doğru olanı seçen kalplerden yayılıyordu.

Günler sonra Salih Usta’nın oğlu iyileşti. Mahallede herkes bunun için şükretti. Sedef ise sandığın yanına küçük bir levha astı: “Bugün iyilik yapmak için en güzel gündür.”

O günden sonra sandık daha sık açıldı. Fakat içindeki en değerli emanet hiçbir zaman değişmedi: Temiz niyetle yapılan küçücük bir iyilik, bazen koca bir mahallenin karanlığını aydınlatabilirdi.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu